
“Önce Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Halide Edip gibi siyasi muhalefet tasfiye edildi. Kürt ve sosyalist muhalefet etkisizleştirildi. Sonra da toplumsal muhalefet bitirildi. Türk Kadınlar Birliği kapatıldı!”
“İsmini Kemal’den Kamal’a değiştirdiğinin farkında değiliz. Atatürk ismini Kemal’ken Kamal yapıyor. Bize tek bir harf değişiyormuş gibi geliyor ama bunun ötesinde bir tavır bu. Böylece Kemalizm Kamalizm oluyor.”
“Milli Mücadele’de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, İttihat ve Terakki örgütlenmesi üzerine kuruluyor. Sonra 1923’te Gazi Paşa, cemiyeti siyasi partiye çeviriyor Halk Fırkası’nı yani bugünkü CHP’yi kuruyor.”
***
NEDEN MEHMET Ö. ALKAN
Yakın tarih, en çok tartıştığımız konular arasında yer alıyor. Tartışmalarda yeri neredeyse futboldan sonra geliyor. Acaba neden bu toplumda yakın tarihle ilgili tartışmalar hiç bitmiyor? Her toplumda tarih bu kadar güncel bir konu mudur? Niye biz geçmişle bitmeyen bir hesaplaşma içindeyiz? Bu ülke görünürde çok hızlı değişiyor ama acaba temelde durmadan aynı geçmişi mi yaşıyor? O yüzden mi biz bugünü anlamak için geçmişteki iktidar odaklarını, güç kavgalarını, siyasi ilişkileri, devlet-toplum çatışmalarını anlamaya muhtaç durumdayız? Peki, yakın tarihimizi bütün gerçekleriyle öğrenebiliyor muyuz? Cumhuriyet tarihimiz hakkında bizden hâlâ gizlenen çok şey var mı? Niye en çok hâlâ Atatürk’ü tartışıyoruz? Atatürk hayattayken durum neydi? Ona en çok hangi konularda muhalefet edildi? Atatürk’ü eleştirmek ne zaman imkânsız hale geldi? M. Kemal’le birlikte Milli Mücadele’yi yapan ekiplere ne oldu? Onlar susturuldu mu? Hain diye suçlananlar gerçekten hain miydiler? Atatürk kendini nasıl tarif ediyordu? Siyasi hamlelerini nasıl planlıyordu? Atatürk’e rakip biri var mıydı? Ondan farklı düşünenlerin başına ne geliyordu? Atatürk’ün Kürtlerle ilişkisi neydi? Dine bakışı nasıldı? Türkiye Cumhuriyeti hangi geçmişi bugüne taşıdı? Hangi geçmişi yok etti, hangi geçmişin izinden gitti? Bütün bu konuları Türkiye’nin 19. yüzyıl başından günümüze kadarki siyasal ve toplumsal tarihi üzerine çalışan, araştırmalarını Cumhuriyet’in kuruluş dönemi üzerine yoğunlaştıran ve bu konuda yayınlar yapan tarihçi Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan ile konuştuk. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Tarih Ana Bilim Dalı Başkanı olan Mehmet Ö. Alkan, A Haber televizyon kanalında tarihçi Cemil Koçak ve Hakan Erdem’le birlikte “Eski Defterler” adıyla haftalık tarih konuşmaları programı yapıyor.
***
NEŞE DÜZEL: Neden Türkiye’de yakın tarihle ilgili tartışmalar hiç bitmiyor?
MEHMET Ö. ALKAN: Hiç bitmiyor çünkü yakın tarihle ilgili tartıştığımız konuların ve dönemlerin hepsi aslında bugünle de ilgili sorunlar... Eğer biz bugün hâlâ Abdülhamit’in Kızıl Sultan mı yoksa Ulu Hakan mı olduğunu münakaşa ediyorsak... İttihat Terakki’yi, Cumhuriyet’in tek parti dönemini, Atatürk’ün ve İnönü’nün nasıl yöneticiler olduğunu tartışıyorsak... Biz o dönemleri ve o liderleri tartışırken, aslında o dönemlerin ve o kişilerin günümüzdeki uzantılarını ve onların çizgilerini benimseyenleri tartışıyoruz bugün.
Niye böyle dolaylı yoldan tartışıyoruz?
Çünkü 2011 yılında bu ülkede hâlâ iktidar mücadelesi bu tarihî kişilikler üzerinden meşrulaştırılıyor da ondan. Üzücü olan şu: Biz geçmişimizden bir türlü demokrasi doğuramıyoruz. Size 3 Kasım neyi hatırlatıyor? Şubat 1856? 23 Aralık? Peki, 19 Mart? 23 Temmuz? Peki, ya 31 Mart?
Sadece 31 Mart’ı söyleyebilirim. O da okullarda bize irticanın ayaklanması diye öğretildi.
Sadece 31 Mart’ı hatırlıyoruz çünkü resmî ideolojinin bizim neyi hatırlamayıp neyi hatırlamamızı istemesiyle ilgili bir konu bu... 3 Kasım 1839 Tanzimat Fermanı, Şubat 1856 Islahat Fermanı, 23 Aralık 1876 ilk anayasanın ilanı, 19 Mart 1876 ilk parlamentonun açılışı, 23 Temmuz 1908 Meşrutiyet’in ilanı önemli günler değil bizim için. 31 Mart önemli! Böyle öğrendik çünkü. Bir de şu var. Bizim bugün tartıştığımız hiçbir sorun aslında yeni de değil. 19. yüzyıldan beri süren sorunlar ve tartışmalar bütün bunlar.
Çok kimlilik, askerî vesayet, özerklik konuları yeni konular değil mi?
Hayır değil. Bunların hepsi Osmanlı modernleşmesi sürecinde ortaya çıkan sorunlar. Ermeni meselesinden kadın meselesine, milliyetçilikten cumhuriyet tartışmalarına, merkeziyetçilikten ademimerkeziyetçiliğe ve federasyona, laiklikten İslamcılığa, askerî vesayetten liberalliğe bu sorunların hiçbiri yeni değil.
Nasıl yeni değil?
Bu sorunların hepsi, 19. yüzyıldan beri tartışılıyor. “Din, toplumsal hayatta ne kadar yer almalı? Milli birlik bütünlük nasıl olmalı?” konularını biz 19. yüzyılda da tartışıyorduk, bugün de tartışıyoruz. Üstelik sadece tartıştığımız konular değil, bu konuların tarafları da yeni değil bu ülkede. Türkiye’deki kabaca ikili siyasi bir yapı var ve bu yapı 19. yüzyıldan beri devam ediyor.
19. yüzyıldan beri süregelen iki siyasi hat nedir?
Bir tarafta merkeziyetçi ve devletçi kesim var. Diğer tarafta da ademimerkeziyetçiler ve daha liberaller var. Merkeziyetçi kesim ise cumhuriyeti vurguluyor ve ülkeyi, atanmışların seçilmişlerden daha iyi yöneteceğini söylüyor. Bunlar, birlik, bütünlük, tek kimlik ve katı bir laiklikten yana duruyor. Ademimerkeziyetçiler ise daha demokrasi üzerine daha çok duruyor. Etnik kimlik yerine çoklu kimliği önemli görüyor, dinin kamusal alanda daha görünür olmasından yana duruyor ve liberal ekonomiyi öne çıkarıyor. İkinci Mahmut yeniçeriliği niye kaldırdı biliyor musunuz?
Niye kaldırdı?
Yeniçeri ordusunun profesyonel kısmı siyasete müdahale ediyordu da ondan kaldırdı. Ordunun siyasete müdahalesinden kurtulmak için yeniçeri ordusunu kaldırdı. Kendi başına hareket eden özerk bir ordu yerine, devlete yani padişaha tabi yeni bir ordu yaratmak istedi. Bunu da 1876 yılına dek büyük ölçüde başardı. Ama 1876’da Türkiye’de ilk askerî müdahalelerden biri oldu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.