*Hiristiyan olmak suç değil. Müslüman olmak niye suç? “Arapların halini hiç görmüyorsun” deniliyor. Bütün Hıristiyanlar örnek alınacak durumda mı peki? İslam dininden bu kadar nefret, öz nefrettir
*Anadolu burjuvazisinin gerisine düşen bir siyasi partinin şansı da çok olmayacak. Onun gerisine düşen, bir sonraki seçimde geriler ve yerini daha yenilikçi partiye bırakır
*NATO’nun ikinci büyük ordususun. Ama PKK’yla baş edemiyorsun. Kiminle baş edemiyorsun? Birkaç binlik gerillayla. Hırsı, bölünme korkusunu çok besleyen bir neden olabilir bu
NEDEN NUR VERGİN Seksen sekiz yıl önce devletin yönetim biçimini cumhuriyet yaptık ama seksen sekiz yıldır bu ülkede hiç sivil ve demokratik bir anayasa yapamadık. Özellikle 1961 ve 1982 anayasaları, darbecilerin meşruiyet sağlayabilmek için başta Atatürk ve Kemalizm olmak üzere pek çok tabuyu kullandıkları, bir sürü antidemokratik yapıyı anayasallaştırdıkları metinler oldu. Yapılan değişikliklere rağmen, 1982 Anayasası’nın darbeci ruhu bir türlü öldürülemedi. Artık bu anayasayı bir kenara koyup yepyeni bir anayasa yapmak gerekiyor. 2007 seçimlerine böyle bir anayasa yapma vaadiyle gidilmişti, olmadı. Şimdi 12 Haziran’daki seçimlere siyasi partiler gene aynı vaatle gidiyorlar ama nasıl bir anayasa yapmak istediklerini net bir biçimde açıklamıyorlar. Sivil toplum ise bu konuda siyasi partilerden çok daha atak. Şu sıra pek çok sivil örgüt ve dernek kendi anayasa taslaklarını hazırlıyor. TÜSİAD anayasasını ilk açıklayan oldu ve 1982 Anayasası’nın, biri hariç, değiştirilmesi dahi teklif edilemez bütün maddelerine, vatandaşlık, laiklik, Türk milleti ve milliyetçiliği, anadil, Diyanet, din dersi, yerel yönetimler, savunma harcamaları ve ordunun denetimi konularına büyük bir cesaretle dokundu. TÜSİAD’ın bu özgürlükçü hamlesi, bölünme ve şeriat korkuları yaşayan ve bu korkular üzerinden siyaset yapan geniş bir kesimin hışmına uğradı. Siyasi partiler neden 12 Eylül rejiminin yaptığı anayasa maddelerini değiştirmeyi tehlikeli buluyorlar? Türkiye’de laik olmayan sistemin devam etmesini niye istiyorlar? Türkiye’nin bölünme ve şeriat korkusu hiç bitmeyecek mi? Kürtlere zorla Türk olduklarını kabul ettirmeye çalışmak bu ülkeye barış getirir mi? Niye her şeyi teke indirmek istiyoruz. “Tek millet” türü lafları seviyoruz? Türkler çok mu milliyetçi? Kim Türk? Neden özgüvenimiz yok? Barış bizi korkutuyor mu? TÜSİAD’ın hazırladığı anayasa toplumu ve siyasileri nasıl etkileyecek? Bunları, Türkiye toplumunu yakından tanıyan ve TÜSİAD’ın anayasa grubunda yer alan ülkemizin önde gelen sosyologlarından Prof. Dr. Nur Vergin’le konuştuk.
Türkiye’nin en önde gelen sosyologlarından Prof. Dr. Nur Vergin’le dün birinci bölümünü yayımladığımız konuşmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Kürtlerde de Kürt milliyetçiliği yükseliyor. Milliyetçiliği, hepimizin bu kadar çok sevmesinin nedeni ne?
Türkiye’ye özgü bir şey değil bu... Çinliler de, Ruslar da, Balkanlardaki insanlar da çok milliyetçi... Milliyetçilik bir kendini idame ettirmenin, ben varım demenin, bayrak dikmenin aracıdır. Toparlayıcıdır. Kürtlerde milliyetçilik yeni değil. Daha önce de vardı. Geçmişteki isyanlar hep milli duygunun bir göstergesiydi. Milliyetçilik, sadece fakirlik, yoksulluk, işsizlik ve eğitimsizlikle de açıklanamaz. Mesela...
Evet...
Batı’daki zengin, meslek sahibi Kürtler, “biz, PKK’nın söylemlerine karşıyız” diyorlar ama Kürt milliyetçisi onlar da.
Milliyetçilik, son raddede, “sen yoksun”a da varabilir dediniz. Türkiye’de milliyetçilik giderek yükseliyor. Bu toplumda milliyetçilik sen yoksun noktasına mı geldi?
Biraz, maalesef öyle. Bütün siyasi partileri etkiliyor bu. İlk hamlede Kılıçdaroğlu’nu etkiledi. Erdoğan’ı da etkiledi. Açılım mahvoldu. O da, tek dil, tek millet söylemine döndü. Mecbur. Türkiye’de bütün partiler üzerinde toplumdan gelen bir milliyetçi baskı var.
Eğitim sistemimiz mi bizi böyle yapıyor?
Kesinlikle... Geçmişte evimin karşısında Kadıköy Kız Lisesi vardı. Kız öğrenciler, pazartesi ve cuma günleri askeri nizamda, ikişer ikişer sıra oluyorlardı okulun bahçesinde. Bir müdür, kız çocuklarını savaşa çağırıyormuşçasına avazı çıktığı kadar bağırıyor, kah “ne mutlu Türküm diyene” diyor, kah “sizler asker yetiştireceksiniz” diye öğütler veriyordu. Sonra kızlar, İstiklal marşını okuyup uygun adım yürüyorlardı. Çok faşistik çağrışımlar yapıyordu bu bende. Savaş halinde değiliz. NATO’nun, OECD’nin, Avrupa Konseyi’nin üyesiyiz. Avrupa Birliği’ne katılmaya çalışıyoruz. Onların üniversitelerinde üç beş gün geçirmekten, onlarla yemek yemekten kıvanç duyuyoruz ama çocuklarımızı böyle yetiştiriyoruz.
Siyasetçi bunu neden değiştirmiyor?
Siyasetçi bu sistemin ürünü. Bu sistemi yeniden üretiyor o.
Bu ülkede ihanet, hainlik suçlamaları da çok sık ve rahat yapılıyor. Neden sürekli birbirimizi ihanetle suçluyoruz biz?
Bu biraz taşra zihniyetinin hakim olmasıdır. Yani bu bir toplumsal görgüsüzlüktür, içe kapanıklık ve farklıyı bilmemek, farklıyla tanışmamış olmaktır. Farklının da kendisi gibi bir insan olduğunu idrak edememenin sonuçlarıdır bunlar. Bu zihniyet, “ille benim gibi olacaksın, tepeden tırnağa bana benzeyeceksin” der. Benzemediğin takdirde, onda kuşku uyandırırsın ve bir laf ettiğinde de sana “vay hain” der. Bir de bu toplumun mürekkep yalamışlarında “abi edebiyatı” vardır. Bu, alt katmanlarda yoktur. Onların böyle bir abilik derdi yoktur.
Abi edebiyatının hainlik suçlamasıyla ilişkisi nedir?
Biz bu söylemi Türkiye olarak bağımsız cumhuriyetlere, Kırgızlara, Özbeklere de uyguladık. “Biz sizin abiniziz” dedik. Bu nasıl bir böbürlenmedir! Abiliğimizi reddedenlere, ‘Ben abi arayışında değilim. Sen benim abim değilsin’ diyenlere veya Türkiye içerisinde abiliğimizi kabul etmeyenlere karşı bir soğuma, bir kuşku, bir kademe sonra da “vay hain” duygularını geliştirdik.
Abi olmak isteyenler kimler?
Türkler. Türk kökenliler... “Biz Kürtleri kardeş biliriz. Ben abiyim. Sen kardeşsin” söylemidir bu. Böyle çok rahatsız edici bir hiyerarşi kuruluyor toplumda. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak birileri bana iki de bir, “sen benim kardeşimsin. Yoktur birbirimizden farkımız. Anladın mı, biz kardeşiz” dese...
Ne yaparsınız?
Ben ona, “Ben senin astın mıyım? Niye sen abisin?” derim. Eşitiz diyemiyor, abiyim diyor. Böyle hami pozlar, “bak çekirge ben sana öğreteceğim” edaları var. Bu üstenci yaklaşımları artık bırakalım. Abisi olmak istediğin insanları kendinden soğutuyorsun, ilişkileri yüzüne gözüne bulaştırıyorsun bu yaklaşımlarla.
Yazının devamını okumak için tıklayın.