“Kürtler, Batı’da küçük şehirlerdeki ve Ege-Akdeniz kıyılarındaki mülklerini, ‘Bir şey olursa elimizde kalır satamayız’ diye iki yıldır yavaşça elden çıkarıyorlar.”
“Bölgede her yıl 200 bin asker görev yapıyor. Bu rakamı 25 yılla çarpın. Demek ki, Türkiye’nin erkek nüfusunun beş-altı milyonu, bölgede askerlik yapmış, Kürtlerle çatışmış.”
“Yarın son gün. Öcalan, 31 mayıstan sonra kenara çekileceğini söylemişti. Bu, şiddetin artabileceği yolunda bir uyarıydı. Şiddet artacak ve dağla sınırlı olmayacak.”
* * *
NEDEN SEZGİN TANRIKULU
Henüz Kürt açılımıyla ilgili tartışmaların mürekkebi kurumamıştı ki, Türkiye gene silahlı çatışmaların içine hapsoldu. Kürt sorununun çözülememesi yüzünden ölen Türk ve Kürt gençlerinin sayısı tekrar katlanarak artmaya başladı. Sadece dağlar değil, üniversiteler dâhil, ülkenin her yeri patlamaya başladı. Türk-Kürt çelişkisi büyüdü. Üstelik Öcalan’ın, silahlı çatışmalarla ilgili olarak son avukat görüşmelerinde verdiği süre de yarın doluyor. “31 mayıstan sonra ben yokum. Olacakların muhatabı ben değilim” diyen ve Kandil’e, “Ne yapacağınıza artık kendiniz karar verin” diye seslenen Öcalan, şiddetin tırmanacağının işaretini bir süre önce vermişti. Öcalan daha önce de böyle tarihler verdi. Bu seferki farklı mı? Şiddet artacak mı? Daha birkaç ay öncesine kadar Kandil’den, Mahmur’dan barış gruplarını kabul eden, Kürt açılımının ve demokratikleşmenin yollarını arayan Türkiye ne oldu da başladığı yere geri döndü? Bundan sonra neler yaşanacak? Şiddet nereye kadar tırmanacak? Olaylar eskisi gibi bölgeyle ve dağlarla sınırlı kalır mı? Kürtler ne istiyor, Kürt gençliği ne düşünüyor? AKP şiddetin artmasını önlemek için en yapmalı? Askerî operasyonların durması, şiddetin artmasını engeller mi? CHP şiddetin tırmanmasını önleyebilir mi? Bütün bunları, önde gelen Kürt aydınlarından eski Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu ile konuştuk ve çok çarpıcı cevaplar, değerlendirmeler aldık.
* * *
Sizce CHP’nin Kürt sorunundaki politikası yeni genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte değişecek mi?
Değişme olasılığı var ve değişmeli de... CHP, Kürtlerle buluşmadan kendi kimliğine dönemez, Türkiye partisi olamaz... CHP, Türkiye partisi olmak istiyorsa dönüşmek zorunda. CHP bu zorunluluğu gördü diye düşünüyorum ben. Çünkü bugün nasıl Barış ve Demokrasi Partisi için bölge partisi deniyorsa, CHP de başka bölgenin partisine dönüşmüş durumda.
Kürtler Kemal Kılıçdaroğlu’dan ümitli mi?
Ümitli olmak istiyorlar. Çünkü AKP 2002 yılından beri iktidarda. Gerçi sekiz yıldır önemli işler yapıldı, bazı eşikler aşıldı ama Kürt sorununun en büyük parçası olan silahlı çatışma konusu çözülemedi. Silahlı çatışmaları sona erdirecek bir çözüm paketi bu hükümet tarafından hiç uygulanamadı. Oysa hükümet, Kürt sorununun siyasi çözümünü hedefleyebilir ve sorunu muhataplarıyla, mesela BDP’yle görüşebilirdi.
Öcalan’la görüşülemez miydi?
Görüşülebilirdi. Öcalan’la doğrudan olmasa bile dolaylı olarak görüşülebilirdi. Zaten Öcalan, devletin kadrolarının kendisiyle görüştüklerini söyledi. Ama AKP hükümeti siyasi çözüme cesaret edemedi. 25 Temmuz 2009’da “Kürt açılımı” adıyla bir açılım başlattı, sonra bu açılımın adını değiştirdi “demokratik açılım”, dedi, “toplumsal barış...” dedi, aradan on ay geçti, ortada hâlâ hiçbir şey yok. Hâlâ kimse Kürt sorununun çözümü için ne yapılacağını bilmiyor. AKP hükümeti sekiz yıldır Kürt sorununun çözümü için bir yol alamayınca, Türkiye olarak gene geldik aynı noktaya sıkıştık tabii.
Hangi noktaya sıkıştık?
Bu sefer de 31 mayısta ne olacak diye bir sıkışma içine girdik.
Yarın 31 mayıs. Abdullah Öcalan, İmralı’da avukat görüşmesinde, 31 mayısa kadar süre verdi. “31 mayıstan sonra ben karışmıyorum. Olacakların muhatabı ben değilim” dedi. 31 mayıstan sonra ne olacak?
Kürtlerde, “Bizim meselemiz büyük olaylar olmadan gündeme gelmiyor” diye bir duygu ve algı var. Yakın geçmişe bakın. Biz ülke olarak Kürt meselesini hep büyük bir olaydan, bir çatışmadan sonra konuştuk. Mesela 1999-2004 arasında beş yıllık bir fiili ateşkes dönemi yaşandı, Türkiye’de kimse Kürt meselesini konuşmadı. Sorunun silahlı boyutuyla ilgili bir adım atılmadı. Örgütün sonsuza kadar orada duracak hali yok. Üstelik son altı yıldır da ülkede çok aktif bir silahlı çatışma olmadı.
Son dönemde yaşanan Dağlıca, Reşadiye gibi baskınlar, pusular büyük olaylar değil mi?
1990’lı yıllarla karşılaştırdığınızda, çok kapsamlı ve yaygın çatışmaların olmadığı bir dönem bu. Evet son yıllarda baskınlar, çatışmalar oldu, sınırötesi harekâtlar yapıldı ve şimdi de her gün tepemizden uçup hava operasyonları yapıyorlar ama... Türkiye’nin aynı anda her yanında, bütün bölgelerinde bir çatışma yaşanmıyor yıllardır. Sadece lokal olaylar oluyor. Reşadiye lokal bir olaydır. Bu saldırıyı örgüt üstlendi ama... Örgütün içinde kim, hangi kararla yaptı bu saldırıyı, henüz belli değil. Bu olay karanlıktır.
Tam olarak söylemek istediğiniz nedir?
Şunu söylemeye çalışıyorum ben. Biz Kürt meselesini Türkiye’nin sakin dönemlerinde asla konuşmuyoruz. Zaten bir süredir Türkiye’nin önceliği değişti. Anayasa değişikliği Türkiye’nin gündeminin başına oturdu.
Demokratikleşme ve yargı reformu Kürtlerin lehine değil mi?
Anayasa değişikliği, Türkiye’nin demokratikleşmesi bakımından tabii ki önemli. Anayasa paketi eksik de olsa, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’yle ilgili çok önemli düzenlemeler içeriyor. 12 Eylül hukukunda önemli bir gedik açıyor. Ama bu anayasa değişikliği Kürtlerin de desteği alınarak yapılabilirdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.