“Düşmanların sayısı fazla olduğu için mi kalabalık ordu besleniyor? Yoksa orduyu kalabalık tutmak için mi böylesine geniş düşman tanımı yapılıyor? İşte orası kuşkulu!”
“Etrafınızdaki bütün ülkeleri düşman diye tanımlarsanız barış ordusuna geçemezsiniz. Asker sayınızı azaltamazsınız. TSK, bugün dünyada en fazla generali olan ordulardan biri.”
“Zorunlu askerlik, ordunun toplumsal rolünü belirlemede çok önemlidir. Askerlik, bir ideolojik beyin yıkama ve militarizasyon sürecidir. Toplumu itaat ettirmenin bir zeminidir.”
* * *
NEDEN: SUAVİ AYDIN
Türkiye son günlerde artan bir hızla ordunun toplum içindeki rolünü tartışıyor. Taraf
’ın ortaya çıkardığı belge, askerlerle sivillerin ilişkisinin yeniden ülkenin gündemine oturmasına yol açtı. Askerlerin bu toplumdaki rolü neye dayanıyor? Ordu kendi halkına karşı psikolojik savaş yürütür mü? Yürütürse sonuç ne olur? Ordunun siyasete müdahalesinin anayasal bir dayanağı var mı? Dünyada askerî vesayet sistemi hangi ülkelerde sürüyor? Türkiye toplumu nasıl bir toplum? Orduda zorunlu askerlik neden var? Zorunlu askerliğin toplumsal sonuçları nelerdir? Toplum, askerliği nasıl algılıyor? Ordu, niye Avrupa ülkelerinde terk edilen zorunlu askerlik sistemini ısrarla savunuyor? Dünyada bunun örnekleri hangi ülkelerde var? Türkiye’de zorunlu askerlik ne zaman kalkacak? Bütün bu soruları Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi siyaset antropologu doçent Suavi Aydın’la konuştuk. Asker-sivil ilişkileri ve milliyetçilik ve devlet sorunsalı üzerine çalışmalar yapan Suavi Aydın’ın ulus-devlet, modernleşme, kimlik sorunu, Türk kimliği üzerine kitapları var.
* * *
Bizim gazete hem hükümeti hem de bir cemaati hedef alan bir komplonun belgesini yayımladı. Bir albay tarafından hazırlandığı söylenen bu belge bir Ergenekon sanığında yakalanmış. Genelkurmay, bu belgenin kendi emriyle hazırlanmadığını söyledi. Bu durumu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlla yukarıdan bir emirle böyle bir belge hazırlanması gerekmiyor. Orduda zaten otomatik bir prosedür var. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İç Hizmet Kanunu’na dayanarak, Türk ordusu sadece dış düşmana karşı değil, iç düşmana karşı da otomatikman görev üstlenmiş durumda.
İç düşmanlar kim?
Bu iç düşmanlar, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde tanımlanıyor ve ordu bunlar hakkında çalışma yapıyor. İç düşman olarak tanımladığı gruplara karşı psikolojik harekât yürütüyor. Dolayısıyla bu çalışmalar mutat çalışmalardır. Bugün ortaya çıkan metin de psikolojik harekâtın bir parçasıdır.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi dediğiniz şey ‘kırmızı kitap’ değil mi?
Evet. Düşmanı bu belge tanımlıyor. Ve bu belge neredeyse Anayasa’nın üstünde bir belge olarak tanımlanıyor. Konjonktüre göre de iç düşman sıralaması değişiyor. Şimdi ilk sırada dinî ve irticai faaliyetler var. Daha önce bölücü faaliyetler ilk sıradaydı. Çok daha önceleri de komünist faaliyetler birinci sıradaydı. Psikolojik harekât, bu belgenin belirlediği düşmanlara karşı yürütülecek harekât tiplerinden biridir.
Daha önce de ordu bu tür andıçlar hazırlamıştı. Neden ordu siyasete böyle müdahale etmeyi gelenek haline getirdi Türkiye’de?
Türkiye hâlâ bir ideolojik devlet aslında. Belli bir ideolojinin etrafında oluşmuş hegemonyayla yürüyen bir devlet yapısı bu. Bu ideolojinin adı Kemalizm. Son dönemde ise adı biraz yumuşatıldı ve bu ideolojiye ‘Atatürkçü düşünce sistemi’ dendi. Anayasa’dan YÖK’e, pek çok metinde bu ideolojinin izleri bulunuyor. Mesela Üniversite Kanunu’nun başlangıç maddelerinden birinde, üniversitelere Atatürkçü gençler yetiştirme görevi veriliyor.
Böyle bir madde aslında ne anlama geliyor?
Üniversitede Kemalizm eleştirilemez demektir bu. Üniversitede bir şey eleştirilemiyorsa, zaten orası üniversite değildir. Aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün anayasalarında Kemalizm ve Atatürkçülük vardı. Ama bu ideolojiyi 12 Eylül çok sertleştirdi. Bütün yasalara, talimatlara, belgelere bu ideolojiyi koydu. Dolayısıyla Türkiye’de bütün insanların, siyasi partilerin hareket alanı çok sınırlandı. Mesela Atatürkçü olmayan bir siyasi parti kuramazsınız bu ülkede.
Ordu siyasete neden böyle müdahale ediyor?
Ordu kendisini ‘Atatürk’ün ordusu’, ‘rejimin bekçisi, koruyucusu’ olarak tanımlıyor. Kendini böyle tarif ettiği zaman da, Atatürkçülüğün çerçevesi dışına çıkabileceğini düşündüğü her siyasi olay onun ilgi alanı içine giriyor. Koruma kollama görevini yaparken de İç Hizmet Kanunu’na dayanıyor.
Anayasa orduya böyle bir görev veriyor mu peki?
Hayır vermiyor. İç Hizmet Kanunu’nun bu maddesinin yorumlanma biçimiyle ilgili bir sorun var aslında. “TSK, ülkeyi koruma kollama göreviyle yükümlüdür” maddesinden, ‘dışarıdan bir saldırı geldiği zaman, ordu ülkeyi koruyacak’ diye anlayabilirsiniz. Ama ordu bu maddenin anlaşılma biçimini yayıyor ve bu maddeye dayanarak siyasetin tam içinde duruyor.
Türkiye’de askere, siyasete müdahale konusunda bugüne dek kimse bir sınır çizemedi. Neden asker kendi sınırları içinde tutulamadı bir türlü?
Türkiye’nin asıl problemi 12 Eylül rejimidir. 12 Eylül’e dek, biraz daha sorgulayıcı bir yapı vardı. Ama 12 Eylül, ordunun sorgulanamazlık halini bir kural haline getirdi.
AB’ye uyum için pek çok anayasa ve yasa değişikliği yapıldı. Türkiye’de 12 Eylül rejimi hâlâ sürüyor mu?
Sürüyor. Uyum yasaları çıkarıldı ama hâlâ kimse Siyasi Partiler Kanunu’na, TSK’nın İç Hizmet Kanunu’na dokunamıyor. Korkak bir takım değişiklikler yapılıyor.
MGK Kanunu değiştirildi ama.
Yazının devamını okumak için tıklayın.