"Referandumdan evet çıkarsa kavga yatışacak. Hayır çıkarsa kavga büyüyecek. Devlet daha sertleşecek. BDP ve PKK hayırları güçlendiriyor. Bununla yüzleşmek zorunda kalacaklar"
"Büyük kentlerdeki gençlik için tüketim, etnik köken ve siyasetten öncelikli. Gerilim etnik farklılıktan çok, tüketim farklılığında yaşanıyor. Çünkü tüketim bölücüdür"
"Artık 12 Eylül’ün ortamı yaratılamaz. Çünkü yeni bir ekonomik güç daha ortaya çıktı. Geçmişte tek bir sermaye vardı ve 12 Eylül’ü destekledi. Anadolu sermayesi ise kaosa karşı"
NEDEN SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN
Bir süredir Türkiye’nin her yanında etnik köken üzerinden kışkırtıcı olaylar yaşanıyor. İnegöl’de, Dörtyol’da ve daha sonra Ordu’da Türk-Kürt iç çatışmasının işaretlerini veren tehlikeli olaylar yaşandı. Gerçi bir süre sonra, Dörtyol’daki olayların bir PKK-JİTEM ortak yapımı olduğuna dair önemli ipuçları çıktı ortaya ama, gene de bu bölgelerde bir etnik gerginlik olduğu açık. Ne oluyor? Türkiye genelinde etnik bir çatışma ortamı mı oluştu? Kürtlerle Türkler birbirinden nefret mi ediyor? Niye küçük kasabalarda çıkıyor çatışmalar? Bu çatışmalar büyük kentlere sıçrar mı? Bu tür gerginlikler hangi bölgelerde daha çok çıkabilir? Bu çatışmalar yaygınlaşır mı? Türkiye bir iç savaş tehlikesi yaşıyor mu? Özel bir kışkırtma olmasa böyle çatışmalar olur mu? Çatışmalar kontrolden çıkarsa ne olur? En tehlikeli şehirler hangileri? Bu çatışmalar kimin lehine? Bir iç çatışma kimin aleyhine? Birileri kışkırtsa ve iç savaş benzeri çatışmalar başlasa, bunlar önlenebilir mi yoksa birden orman yangını gibi yayılır mı? Uzun zamandır sokak hareketlerinden uzak duran ülkücüler neden yeniden ayaklandı? Türkler ayrılmak istiyor mu? Kürt gençleriyle Türk gençleri birbirinden nefret mi ediyor? Bu nefret yatıştırılabilir mi? Bütün bu konuları Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün ile konuştuk. Milliyetçilik, muhafazâkarlık, liberallik ve son dönemde de Avrupa Birliği üzerine çalışan politolog Süleyman Seyfi Öğün, Türkiye’de devlet, toplum, siyaset, kültür ve tarihle ilgili çok çarpıcı değerlendirmeler yaptı.
Dün birinci bölümünü yayımladığımız Süleyman Seyfi Öğün röportajına kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Anadolu sermayesi niye MHP’yle değil de AKP’yle yakınlaştı?
AKP, Türklük ve Sünnilik üzerinden dogmatiklik geliştirmiyor. Birini diğerine baskın kılmıyor. Mesela Milli Görüş AKP gibi değildi. O, Sünniliğin dogmatikliğini geliştiriyordu. Mesela CHP, devletçiliğin dogmatikliğini geliştiriyor. BDP de Kürtçülük dogmatiği üzerinden yürüyor.
Kürtler kendi milliyetçiliklerinin sadece Kürtlerin hak ve hukukuyla ilgilendiğini, Türk milliyetçiliği gibi başka bir milleti yok saymaya, ezmeye çalışmadığını söylüyorlar. Kürt milliyetçiliği yaptıkları suçlamasını reddediyorlar. Haksızlar mı?
Bakın… Bu düşüncede, entelektüel bir ihmal var. Milliyetçilik literatürünü biraz gözden geçirseler, masum milliyetçilikler-zalim milliyetçilikler ayırımının yapılamayacağını görürler. Milliyetçilik milliyetçiliktir.
Milliyetçilik, masum olamaz mı?
Milliyetçilik masum olamaz. Milliyetçilik ister istemez zalimdir. Kürt kesimindeki entelektüel derinlik milliyetçilikle yüzleşmelidir. Gadre uğramışlık, kötü muamele, Diyarbakır cezaevi, tamam bütün bunlar oldu. Büyük acılar çektiler, haksızlıklara uğradılar. Bunun getirdiği bir birikim var ama… O niyetle başlamamış olsalar bile, yaptıkları şeyin kolayca milliyetçiliğe dönüşeceğini görmeliler.
Sizce Kürt aydınları ne yapmalılar?
Sivil bir duruş göstermeliler. Bu sivil duruş, ülkenin batısında kendisine Türk diyen ve benzer baskılardan payını almış bir başka sivillikle birleştiği takdirde bu ülke yaşanılır bir ülke haline dönüşür. Sizinle birkaç yıl önce konuşmuştuk. Bu konuşmamızda size, ‘Milliyetçilik Kürtlerin afyonudur’ demiştim. Bu cümlem, çok tepki çekti. Bunu hala söylüyorum. Kürtler bu afyonu çiğnemekten vazgeçecekler. Güneydoğu’da çok değerli bir kültürel birikimin yattığını herkes görüyor. Orası, yukarı Mezopotamya’dır.
Tam olarak ne demek istiyorsunuz?
Orası herhangi bir etniklik üzerinden anlatılamaz. Yukarı Mezopotamya ruhu Kürtlüktür, Süryaniliktir, Ezidiliktir, Hıristiyanlıktır, Ermeniliktir, Türkmenliktir, Araplıktır. Esas mesele, ‘O büyük kültürel birikimi yeniden nasıl sivil dayanaklarına kavuşturacağız, kültürel durumları siyasetin müdahalesinden nasıl kurtaracağız?’ meselesidir. Kürtler milliyetçiliklerinden vazgeçip, sivilliklerini savunsunlar. Yoksa Türklüğün yaşattığı fenalığı Kürtlük de bu ülkeye yaşatacak.
Türk aydınları ne yapmalılar peki? Onlarda büyük çoğunluk milliyetçi değil mi?
Türk aydınları da aynı şeyi yapacaklar. Bugün Türk coğrafyası olarak gösterilen, Türklerin yoğun olarak yaşadığı yeri sadece Türklük açıklayamaz. O coğrafyanın Rumluk, Ermenilik, Hıristiyanlık, Lazlık, bangır bangır bağırsın ve burasının içinde ne varsa çıksın. Bütün dava budur. Bunun için ortak bir iradenin olması gerekir. Ulus devletin bu coğrafyada kime ne yararı dokundu? Kim, ‘Bu işten ne güzel çıktık, ohh rahatladık, huzura erdik’ dedi? Aksine düşmanlıklarla, yabancılaşmalarla büyük bir kültürel kayıp yaşandı.
Peki, bir süredir kışkırtılan Türk-Kürt gerginliğiyle, 12 Eylül öncesine benzer bir ortam mı yaratılmaya çalışılıyor?
Bir istikrarsızlık yaratılmaya çalışılıyor ama kaos başka bir şeydir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.