“Kürt açılımı, siyasi tabloyu tümüyle değiştirecek. Siyasi saflar yeniden oluşacak. AKP’nin karşısında, özgürlükçü, AB’yi savunan, güçlü, demokrat bir parti kurulacak.”
“Deniz Bey sabah kalkıyor, “Bugün en önemli şey ne? Ne söylersem, oy alırım?” diyor. Onun meselesi ülkedeki sorunun özü değildir. Onun meselesi sadece oydur, iktidara karşı durmaktır.”
“Özel hayatta özgürlükçü olan, yüzü Batı’ya dönük eğitimli kesim, siyasi açıdan özgürlükçü olmuyor. Özel hayatta muhafazakâr olan kesim ise siyasi açıdan özgürlükçü oluyor.” * * *
NEDEN: TARHAN ERDEM
Türkiye, barış ihtimaline belki de hiç bu kadar yaklaşmadı. Toplum, savaşın duracağına, barışın geleceğine inanıyor. Dünya Türkiye’de barış olsun istiyor. Akademisyenler, yazarlar Kürt sorununun demokrasiyle çözülmesi ve barışın gerçekleşmesi için hangi yolun takip edilmesi gerektiğini tartışıyor. AKP ve DTP, neler yapmalıyız, hangi adımları atmalıyız diye konuşuyor. Barış için şartlar böylesine olumluyken, CHP ve MHP Kürt açılımına karşı çıkıyor. On yıl önce sorunun çözümüyle ilgili herkesten çok daha ileride bir Kürt raporu hazırlayan CHP, nasıl oluyor da şimdi barışı engellemeye çalışıyor? CHP’nin tabanı, örgütü, seçmeni barış istemiyor mu? Kürt açılımı başarısız mı olacak? CHP’nin Kürt sorununun çözümünü engelleyen tavrı sandığa nasıl yansıyacak? AKP, Kürt açılımında başarılı olursa, bu siyaseti nasıl değiştirecek? Muhalefetteki partiler bugünkü varlıklarını ve çizgilerini sürdürebilecekler mi? Bütün bunları, yaptığı kamuoyu araştırmalarıyla Türkiye’de siyasetin gerçeklerini en iyi ölçen birkaç kişiden biri olan ve bir dönem CHP’nin genel sekreterliğini yapan Tarhan Erdem’le konuştuk. * * *
NEŞE DÜZEL: CHP ile MHP, Kürt açılımına karşı çıkıyor. Önce CHP’den başlayalım. Bir zamanlar Kürt raporunu hazırlatmış olan bu parti şimdi neden barışı desteklemiyor? TARHAN ERDEM: Deniz Baykal, 1989’da hazırlanan Kürt raporunu benimsediğini söylüyor. Hatta kendisinin de bu raporu yazanlardan biri olduğu manasına gelen sözler ediyor. Oysa o rapor, Erdal İnönü’nün çalışmasının bir parçasıydı. Baykal ise o dönemde Erdal Bey’e karşıydı.
Pek anlamadım... O Kürt raporu, bir felsefenin raporuydu. Nitekim o raporun arkasından, 1991 seçimlerinde HEP’lilerin SHP listelerinden milletvekili adayı gösterilmeleriyle ilgili o meşhur karar geldi ve böylece HEP’liler (Leyla Zana, Ahmet Türk...) Meclis’e girdiler. Eğer CHP, 1992 sonrasında da o raporun felsefesine bağlı kalmış olsaydı, bugün Kürt açılımını engellemeye çalışmaz, aksine bu süreçte AK Partisi’nin çok ilerisinde olurdu. Ama bugün CHP’nin durumu hazin.
Kürt raporunun yazıldığı dönemden bu yana CHP’de ne değişti? Aslında CHP’de değişim 1971’de başladı. İsmet İnönü’nün 1965’te başlattığı Ortanın Solu hareketinin içi, İnönü’den sonra doldurulamadı. Hareket, sloganlarla idare edildi. Bu yüzden de 1978’de CHP iktidara geldi ve ancak 22 ay hükümet olabildi. Bir yıl sonra beş milletvekili için yapılan 1979 ara seçimlerinde beş sıfır mağlup oldu. Yani halk, partinin karşısına geçti ve CHP bu yüzden hükümetten düştü.
CHP’de solun içini kimler dolduramadı? Ecevit ve Baykal... Ecevit doldurma ihtiyacı ve endişesi duyardı ama yapamadı. Baykal’ın ise siyaset etme anlayışı sadece oy almaya yöneliktir. Deniz Bey sabahleyin kalkıyor, “Bugün en önemli şey ne? Ben bugün ne söylersem, ne yaparsam halktan oy alırım” diyor.
Kürt açılımına karşı çıkmak oy mu getirecek CHP’ye ve Baykal’a? Hayır. Baykal, “AK Partisi’ne karşı çıkarsam, AK Partisi’ne karşı olanlar beni tutar ve bana oy verir” diye düşünüyor. Bu ülkede, ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın AK Partisi’ne karşı olan bir kesim var çünkü. Baykal o kesimdeki AK Partisi karşıtlığına güveniyor. Mesela Baykal, başta TRT Şeş’e de karşıydı. Geçen ocakta TRT Şeş yayına başladı ve Baykal’ın bu süre zarfında hiç sesi çıkmadı. “TRT Şeş’e karşıydım, şimdi de karşıyım. İktidara geldiğimde TRT Şeş’i kapatacağım” demedi. Göreceksiniz, Kürt açılımı konusunda da böyle olacak.
Ne yaşanacak? Bu yolda bazı demokratikleşme adımları atılacak ve Baykal’ın bu adımları engellemeye çalıştığı unutulacak. Üstelik Baykal, bu açılımları desteklemiş gibi davranacak. Baykal’ın siyaseti budur. O sadece atılacak adımları engellemeye çalışır. Onun meselesi AK Partisi’ne karşı olmak ve bu karşıtlıktan oy devşirmektir. Baykal bugün de bunu yapıyor ama çok büyük hata ediyor.
Niye? CHP, bu tutumuyla kendi gerçek tabanından oy kaybedecek. CHP, ekonomik durum veya başka nedenlerden ötürü AK Partisi’nin karşısında olan kitlelerden oy almaya çalışacak.
Kürt raporunun yazıldığı dönemden bu yana CHP’nin tabanı büyük bir değişimden geçti mi peki? CHP’nin örgütü tabii ki değişti. 2002’deki kurultay döneminde partiye on bin yeni üye kaydedildi. Son kurultayda da kaydedilen yeni üye sayısı dokuz bini buldu. Bu yeni kayıtlar eski üyeleri bastırmak için yapıldı. CHP’nin delegeleri bu yeni üyelere seçtirildi. Seçilen bu delegeler de, kurultayda CHP’nin yönetimini seçtiler. CHP’de siyaset etme anlayışı artık bu. Tepede bir genel başkan var. İl başkanları onun seçtirdiği insanlar. Bunların CHP’nin politikasını oluşturmada hiçbir rolleri yok. Erdal İnönü zamanında böyle değildi. O, çok daha liberal ve özgürlükçüydü. Bugün CHP’nin temel sorunu parti içi demokrasinin hiç olmamasıdır.
Peki, CHP’ye oy veren kitle değişti mi? Hayır. Teşkilatla seçmeni birbirine karıştırmamak lazım. CHP’nin klasik seçmeni, seçmenlerinin genel karakteri değişmedi. Özellikle AK Partisi iktidara geldikten sonra, laik ve Atatürk’e bağlı olan insanlar CHP’ye daha da ısrarla oy verdiler ve vermeye de devam ediyorlar. Türkiye’de seçmenin şöyle bir özelliği var. Yüzü Batı’ya dönük olan, eğitim düzeyi yüksek insanların önemli bir kesimi laiklik endişesi taşıyor. Özellikle bu kesimin kadınları AK Partisi’nin laikliğe karşı olduğunu düşünüyorlar. Bu endişe sebebiyle de ülkedeki diğer bütün siyasi unsurları ve sorunları gözardı ediyorlar, sadece laiklik kaygısıyla karar veriyorlar.
Bu kesimin demokrasi eksikliği, yetersizliği diye bir endişesi, yok mu? Şöyle anlatayım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.