“Hrant Dink’in çevresi Anadolu Ermenileridir. Hrant Anadolu Ermenilerinin bir sözcüsüdür. Patrikhane çevresinde kümelenen sindirilmiş İstanbullu zengin kesime hep karşı çıktı o.”
“Hrant’ın ‘solculuğu’ ve ‘muhalif Ermeni’ kimliği, bu ülkede azınlık vakıflarına yapılan ayrımcılık ve mülksüzleştirme operasyonlarının sonucunda şekillendi.”
“Türkiye’de bir Ermeni, Ermeni dünyasında bir Türkiyeli olarak dolaşıp durdu Hrant. Türkiye’de Ermeni kimliğine sahip çıktı, yurtdışında Türkiyeli olarak konuştu.”
* * *
İKİNCİ BÖLÜM
Yazar Tûba Çandar’la dün birinci bölümünü yayımladığımız konuşmamıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
***
NEŞE DÜZEL: Hrant’ın çok acıklı bir hayatı var aslında. Hrant’ın öldürülmesi, insanlara sadece Türkiye’de derin devletin tarihini değil, Anadolulu Ermenilerin ne güçlüklerle ve mücadelelerle hayatta kalabildiklerinin tarihini de anlattı. Hrant bir yetim olarak mı büyüyor?
TÛBA ÇANDAR: Hrant yetim değil ama bir yetimhanede sahipsiz bir çocuk olarak büyüyor. Ailesi, Malatya’dan İstanbul’a geldikten sonra parçalanıyor. Çok yoksullar... Anne ve baba çocuklarına sahip çıkabilecek durumda değiller. Çok onurlu bir çocuk olan Hrant işte bu sahipsizlik ortamında, kardeşleriyle birlikte evden kaçıyor. Üç kardeş üç gece Kumkapı’daki bir balıkçı korunağında, balıkların konduğu bir sepetin içinde uyuyorlar. Nineleri Ahçik Hanım Malatya’dan geliyor ve Gedikpaşa Protestan Ermeni Kilisesi’ne, çocukların yetimhaneye alınması için ricada bulunuyor. Aslında yetimhanede sadece Anadolu’dan gelen Ermeni çocuklar kalıyor.
İstanbul’a Anadolu’dan Ermeni çocuklar mı geliyor?
Anadolu’daki bütün Ermeni okulları ve kiliseleri artık kapatılmış. Ermeni çocuklar kendi kimliklerine uzak büyüyorlar. Bazı Ermeni rahipler bu çocuklara el uzatıyorlar. Özellikle, Hrant’ın ‘baba’ dediği Patrik Şınorhk Kalustyan zamanında, birkaç Ermeni rahip Anadolu’ya çıkıyor ve çeşitli köylerde yaşayan Ermeni çocuklarını topluyor. Onları İstanbul’daki Ermeni okullarında okutmak için ailelerinin izniyle İstanbul’a getiriyorlar.
Kitabınızda içimi çok acıtan anlatımlardan biri de, 1915’te yaşanan katliama, soykırıma, felakete ya da kıyıma yaşlı Anadolu Ermenilerinin “kesim” demesi oldu. Bu insanlar, annelerinin, babalarının, kardeşlerinin başlarına geleni “kesime götürüldü” ya da “kesimden kurtulmayı başardı” diye anlatıyorlar. Rahiplerin İstanbul’a getirdikleri bu Ermeni çocuklar, kesim artıklarının çocukları mı?
Aynen öyle. Tabii bu kesime götürülme sözcüğünün altında korkunç bir kurban kavramı da yatıyor... Anadolu’dan getirilen bu çocuklar, Hrant ve kardeşlerinin de barındığı Gedikpaşa Protestan Ermeni Kilisesi’nde kalıyorlar.
Hrant’ın çocukluğu nasıl geçiyor?
Üç kardeş kışları bu kimsesizler yurdunda barınıyor. Gittim gördüm. Kızlar ve erkekler için küçücük iki oda. Bir de mutfak. Yurt dedikleri bu. Kilisenin yakınında Ermenice eğitim veren İncirdibi İlkokulu’na gidiyor bu çocuklar. Bir süre sonra Tuzla’da Ermeni vakıflarına ait bir arazide çocuk kampı kuruluyor. Kuruluyor demek yanlış. Hrant o sırada sekiz yaşında. Bu kampın inşaatını çocuklar, yaşlı Hasan Usta’yla birlikte yapıyorlar. Taş taşıyorlar, ağaç dikiyorlar. Hrant’ın deyişiyle, orayı “Atlantis Uygarlığı” haline getiriyorlar. Sonra Hrant’ın annesi Nıvart Hanım yeniden ortaya çıkıyor. Çocuklarına yakın olabilmek için kiliseye yakın tek odalı bir ev tutuyor ve yurttan kaçıp gelmesinler diye çocuklarını da gizli gizli izliyor.
Film gibi...
Bir gün ortanca kardeş Hosrof, kımıldayan bir tül perdenin arkasında annesini fark ediyor ve anne artık çocuklarından kaçamıyor. Anne çok büyük bir yoksulluk çekiyor. Mantolara ilik açarak yaşamaya çalışıyor ve evlatlarına sahip çıkamamanın büyük üzüntüsünü yaşıyor. O dönemde üç kardeş, koca koca mantoları üst üste küçücük bedenlerine geçirip, Beyazıt’taki terzilerden düşe kalka annelerine ilik işi taşıyorlar. Anneyle oturup kesekâğıdı yapıyorlar. Maçlarda satıyorlar. Hrant kardeşler hep çalışıyorlar. Bu arada Hrant’ın ortaokul yılları başlıyor. Patrikhane’nin yanındaki Bezciyan Ortaokulu’na gidiyor. Kalacak yeri yok. Yetimler yurdunda barınma karşılığı, çocuklara etüt saatlerinde belletmenlik yapıyor. İşte o sırada Rakel’e âşık oluyor.
Kaç yaşındalar?
Rakel yedi-sekiz, Hrant 12-13 yaşında. Rakel, Anadolu’daki Ermeni çocuklarını İstanbul’da okutmak için toplayan rahipler tarafından Silopi’den getirilen ve kendisini Kürt zanneden, Kürtçe konuşan bir aşiret kızı. Rakel’in babası, Ermeni Varto aşiretinin reisi Siament Ağa. Hrant, Rakel’e ilk görüşte âşık oluyor. Rakel, bu aşka uzun süre direniyor. Çok utanıyor. Ama herkes farkında Hrant’ın durumunun. Ateş bacayı sarmış. Yatılı çocukların sorumlusu iki müdire, bunlara Çutak ile Taşnak adlarını takıyor, kendi aralarında iki çocuğu konuşurlarken kimse anlamasın diye. Çutak keman, Taşnak da piyano demek. Böyle de kalıyor adları. Rakel Hrant’a hep Çutak diyor. Sonuna kadar...
Hrant eşiyle çok genç yaşta evleniyor. Bir evi geçindirebileceğine nasıl inanıyor?
Öyle bir şeye falan inanmıyor. O, Rakel’ini kapmak istiyor. Rakel’e ulaşmak onun için bir hülya. Kimsesiz, sahipsiz Hrant, Siament Ağa’nın kızını alacak. Siament Ağa başta Hrant’ı istemiyor. Patrik Kalutsyan, “o benim oğlum” diye devreye giriyor. Siament Ağa başlık parası istiyor. Uzun pazarlıklardan sonra Patrik, beş bin lira başlık parasını verip Rakel’i Hrant’a alıyor. Siament Ağa memleketine dönerken, gizlice bu parayı Hrant’ın cebine koyuyor. Rakel 17 yaşındayken nihayet evleniyorlar.
Nasıl yaşıyorlar?
Hrant’ın babası ve iki kardeşiyle aynı evde oturuyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.