“Hrant ölmeden 9 gün önce, bir yakınına ‘Veli Küçük beni rahat bırakmıyor. Bir şey yapacaklar bana. Beni sürekli tehdit ediyor. Hatta bir ara kendisi de beni aradı’ diyor.”
“Dava açılacağının ipucunu Emin Çölaşan veriyor ve altın vuruşu yapıyor. Yargı sürecinde basında karalama kampanyası sürüyor. Bu sürek avı tam üç yıl sürüyor.”
“Bursa’dan Ahmet Demir imzalı tehdit mektubu geliyor. ‘Yeşil’ kod adını kullanan adam bu! ‘Oğlunun cesedini Ankara’daki Jandarma’nın önünden toplayacaksın’ diyor.”
* * *
NEDEN TÛBA ÇANDAR
2007’de gazetesi Agos’un önünde öldürülen Hrant, yaşarken de, ölümüyle de bize çok şey söyledi. Biz hep bu toprakların sahiplerinden olan Ermenilerin 1915’te nasıl katledildiklerinden söz ettik. Resmî tarihin reddettiği gerçeği öğrenmeye çalıştık. Ama Hrant’ın ölümü, Ermenilerin 1915’te nasıl katledildiklerini anlatmadı bize sadece. Soykırımdan kurtulabilen ve Anadolu’da barınabilen Ermenilerin ve onların torunlarının da hayatlarının Cumhuriyet Türkiyesi’nde nasıl katledildiğini ortaya koydu. Ayrıca Hrant ölümüyle, bu ülkedeki devletin suça batmış derinliğini de herkese gösterdi. Ölümüyle adeta derin devletin bir tarihçesini yazdı. Ölümüyle hepimizi, derin bir acıyla sarsarak değiştiren Hrant’ın yarın doğum günü. Hrant Dink Vakfı, barış için mücadele eden iki kişiye, yarın düzenlenen bir törenle ‘Uluslararası Hrant Dink Ödülü’ verecek. Ve, yarın Hrant da bir ödül alacak. Yazar Tûba Çandar’ın, Hrant’ın çevresindeki 125 kişinin tanıklığıyla yazdığı Khent Hrant ve Baron Hrant olmak üzere iki kitaptan oluşan HRANT kitabı yarın piyasaya çıkacak. Tûba Çandar, Hrant’ı, duygularını, düşüncelerini, mücadelesini, ailesini, yakınlarını ve Ermeni cemaatinin resmî ve günlük hayatını, siyasi duruşunu anlatan enfes bir kitap yazmış. Kitapta sadece Hrant’ın yaşam öyküsü anlatılmıyor, Hrant’ın dünyası içinde yer alan Anadolulu Ermenilerin de yaşamları anlatılıyor. Aslında biz Anadolu’da kalanları da bir nevi öldürmüşüz. O kadar güç şartlarda Ermeni kimlikleriyle yaşamışlar ki ve yaşamaya da devam ediyorlar ki... 1915’le yüzleşemeyenler acaba 1915 sonrasıyla nasıl yüzleşecekler? Hiç bu kadar zor bir hayat hikâyesi okumamıştım. Tûba Çandar sayesinde Hrant, barış için mücadele etmeye, anlatmaya, konuşmaya devam ediyor.
* * *
NEŞE DÜZEL: Hrant, vurulmadan önce öldürüleceğini hissettiğini anlatan o ünlü “Güvercin” yazısını yazmıştı. Hrant, suikasta uğramadan ne kadar önce böyle bir olayın olabileceğini hissediyor?
TÛBA ÇANDAR: Yargıtay, mahkûmiyet kararını onaylayınca, Hrant büyük bir çöküş içine giriyor ve hayatının son altı ayını çok tedirgin yaşıyor. Hâlbuki Hrant’ın son üç yılı yargının kıskacında geçmişti. Ama o, Yargıtay kararına dek, hakkında süren davayla ve suçlamayla ilgili çok da tedirgin olmuyor. Çünkü Hrant masumiyetinden emin.
Hrant’a yapılan suçlama nedir?
Hrant, 2003 yılında gazetesi Agos’ta “Ermeni Kimliği Üzerine” başlıklı on bir bölümlük bir yazı dizisi yazıyor. Bu uzun yazı dizisinden tek bir cümle cımbızlanıyor ve bu cümleye dayanılarak Hrant’a dava açılıyor. “Türklüğü neşren tahkir ve tezyif etmek” şeklinde formüle edilen, o ünlü 301. Madde’den sürdürülüyor bu dava. Hrant bu davanın düşeceğine inanıyor ama altı ay hapis cezasına çarptırılıyor. Kararın açıklandığı gün, “ben, bu Türk düşmanı yaftasıyla, mahallemdeki insanların yüzüne nasıl bakarım?” diye ağlıyor.
Sonra da Yargıtay’a başvuruyor öyle mi?
Evet. Ekim 2005’te kararı Yargıtay’a taşıyor. Yargıtay, 2006 temmuzunda mahkûmiyet kararını onaylıyor. İşte o noktadan sonra, Hrant, hayatının son altı ayında çok büyük bir tedirginlik yaşıyor.
Hrant, o yazı dizisinde Türklüğü eleştirmedi. Aksine o yazı dizisinde, diasporanın oluşturduğu ‘Ermeni kimliğini’ eleştirdi, değil mi?
Aynen öyle. Hrant, o yazıda, diasporaya, “içinizdeki Türk algısını değiştirin, bu Türk algısından kendinizi kurtarın çünkü bu korku ve nefret sizi zehirliyor, sizi hasta kılıyor. Siz, artık bütün enerjinizi yeni kurulmuş olan Ermenistan’a yönlendirin” diyor. Çünkü diaspora, tamamen Türk’e duyduğu travmaya dayalı olarak Ermeni kimliğini oluşturuyor. 1915 travmasını, Ermeni kimliğinin temel taşı yapıyor. Ve, kimliğini bu travmayla besleyip ayakta tutuyor. Hrant işte yazısında bu hastalıklı durumu anlatıyor.
İlk hangi olay Hrant’ın öldürüleceğini fark etmesine neden oluyor?
Tam olarak bilmek zor ama şu var. Duruşmalardan birinde, mahkeme salonunda Hrant ve avukatları bir linç girişimiyle karşılaşıyorlar. O duruşmada müdahil avukatlar arasında ‘Büyük Hukukçular Birliği’ denen derneğin başkanı Kemal Kerinçsiz de var. Fakat Hrant o gün mahkeme koridorlarında birini daha görüyor. Bu kişi, Veli Küçük.
Hrant’ın davalarına Veli Küçük’le Kerinçsiz’in gelmesi asıl büyük uyarı mı?
Evet. Birkaç arkadaşına Veli Küçük’ün ismini zikreden Hrant’ın, “işte şimdi bittim” diye ifadeleri var.
Kitabınızda, gazeteci yazar Belma Akçura, size, Hrant’la arasında geçen bir konuşmayı anlatıyor. Hrant ona, “Beni asıl hani şu Susurluk’taki General var ya o korkutuyor” diyor. Akçura, “Kim, Veli Küçük mü” diye soruyor. Hrant, “Evet” diyor. Hrant, Akçura’ya ayrıca, “Bu davayı derin devlet açtırdı. Çünkü özellikle Sabiha Gökçen haberinden sonra derin devletin benimle hesabı var... Sana bunu ödetiriz gibisinden bana bunu hissettirdiler zaten” diyor. Hrant tehlikeyi böylesine çıplak bir şekilde fark ettiğinde ne yapıyor?
Çok da fazla bir şey yapmıyor. Yakın çevresinde bir ara yanına koruma alması konuşuluyor. Hrant, “korumaya nasıl güvenebilirim” diyor. Etyen’le (Mahçupyan) birlikte Manisa’da çelik yelek üreten bir fabrika buluyorlar. Bir ara çelik yelek giyiyor Hrant. Fakat özgürlüğüne o kadar düşkün ki, ondan da sıkılıyor.
Bir süre için yurtdışına gitmeye çalışmıyor mu?
Mesela Orhan Pamuk hemen gitti ve iyi de yaptı ama Hrant bunu yapamıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.