
“AK Parti’nin ‘ben sisteme hâkimim’ demesi çok büyük bir yanılgı. Eğer askerî vesayet bittiyse ve sistemde tek hâkim sensen neden Genelkurmay’ı Milli Savunma Bakanlığı’na bağlamıyorsun peki?”
“AK Parti, demokrasi ve hukuk devleti inşa etme iddiasından vazgeçti. AK Parti kendisi statükocu bir güce dönüşüyor. Acaba Başbakan, bu vaatlerden vazgeçmenin karşılığında başkanlık rejimi mi istiyor?”
“Fenerbahçe Orduevi’nde başka adlar altında generaller için apartmanlar, beş yıldızlı oteller yapılıyor. Böylece bu beş yıldızlı otellerin parası bütçeden çıkıyor ve oraya denetim için girilemiyor.”
***
NEDEN ÜMİT KARDAŞ
Türkiye’de olaylar son dönemde adeta bir ters bir yüz örülüyor. Önce hesap sorma, temizlik adına operasyon yapılıyor insanlar içeri alınıyor. Sonra bir büyük operasyon daha yapılıyor aynı insanlar tahliye ediliyor. Sistemdeki suç çeteleriyle mücadele etmek için önce bir kanun çıkarılıyor, bu kanun uyarınca yargı harekete geçiyor soruşturmalar yapıyor, iddianameler hazırlıyor, sonra hemen bir kanun daha çıkıyor, yapılan soruşturmalar, hazırlanan iddianameler adeta çöpe gidiyor. Vesayet sistemini bitirmek için referandum yapılıyor, Anayasa değiştiriliyor, ardından hiçbir yasa değiştirilmediği için ve daha da önemlisi siyasi iktidarın vesayet sistemiyle sorunu bittiği için vesayet geri geliyor. Siyaset-asker-yargı ilişkilerinde neler oluyor? Peş peşe gelen tuhaf yargı kararları ne anlama geliyor? Cinayetle suçlanan Özel Harekâtçı polisler hukuksal nedenlerle mi tahliye edildiler? Mehmet Ağar’ı mahkûm eden hâkimi kim, niye görevden aldı? Hrant Dink’i tehdit eden MİT’çiler zamanaşımıyla nasıl kurtuldular? Referandum yaptık, Anayasa’yı değiştirdik ama yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayabildik mi? AKP’nin yargı üzerinde bir ağırlığı var mı? Ergenekon’un üstü kapatılıyor mu? Terörle Mücadele Kanunu neden değiştirilmiyor? Neden bir hukuk reformu yapılmıyor? Bütün bu soruları Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ümit Kardaş’a sorduk. Güvenlik sektörü konusunda çalışmaları olan Emekli Askerî Hâkim Kardaş’ın şiir kitaplarının yanı sıra “Hukuk Devlete Sızabilir mi”, “Demokrasi ve Hukuk Krizi” isimli kitapları var.
***
NEŞE DÜZEL: Adalet sistemimizde birçok değişikliği gerçekleştiren referandumdan sonra biz bugün nasıl bir yargıyla karşı karşıyayız?
ÜMİT KARDAŞ: Yargı sistemimizin referandumdan sonra düzeldiğini söyleyemeyiz. Çünkü adalet sisteminde yapılması gereken değişikliklerin devamı gelmedi. Biz hâlâ adil yargılanma hakkının uygulanmadığı bir sistem içindeyiz. Özel yetkili mahkemeler ve askerî yargı gene yerinde duruyor. Askerî yargının yetki genişliği sürüyor. Askerî Yargıtay, Askerî Danıştay devam ediyor.
Vatandaş açısından bu nasıl bir sonuç yaratıyor?
Demokrasilerde, vatandaş suç işlediğinde hangi mahkemede yargılanacağı bilir. Bizde bilmiyor. Ceza mahkemesine mi, özel yetkili mahkemeye mi yoksa askerî mahkemeye mi gidecek bilmiyor. Oysa hepsinde farklı bir hukuk ve farklı usuller uygulanıyor. Bu ne demek?
Ne demek?
Bizde hukuk yok demek bu. Kabul edelim! Hukukun askıya alındığı, kurmaca bir hukukun yaratıldığı bir sistem içindeyiz biz. Bu sistemin yargısı da kurmaca, hukuku da kurmaca. Yani yargı da sanal, hukuk da sanal bizde. Hukuka bağlı, hukukun üstünlüğü prensibine dayalı demokratik bir rejimimiz yok bizim.
Referandumdan evet oyu çıkmasının sonucunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değiştirildi. HSYK hâkim ve savcıları atayan ve onlara terfilerini veren çok önemli bir kurum. Bu değişiklikle yargının bağımsızlığını sağlayabildik mi peki?
Referandumda “evet ama yetmez” derken umudumuz buydu. HSYK’nın tepesindeki yedi kişinin birbirini belirlediği sistemin daha demokratik hale gelmesini istiyorduk. HSYK üyelerinin seçilmesi daha demokratik bir hale geldi ama bu kurulun uygulamalarının nasıl olacağını süreç içinde göreceğiz. Yalnız şu âna kadar ortaya çıkan bazı ipuçları, HSYK hükümetin etkisinde kalıyormuş gibi bir izlenim yaratıyor.
Bu ipuçları neler?
Deniz Feneri Davası’nda yaşananlar... Özel Harekâtçı polislerin tahliyesinin nöbetçi hâkim tarafından yapılması. Bunlar, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili soru işaretleri yaratıyor. Şu ortaya çıkıyor ki, yargıda köklü bir değişiklik gerekiyor. Birtakım değişikliklerle sistem değişmiyor. Hâkimlerimizin ve savcılarımızın zihniyeti aynen sürüyor. Kendilerini hukukla bağlı hissetmiyorlar.
Eskiden bir “yargı vesayetinden” söz ediyorduk ve yargı 28 Şubat gibi süreçlerde hep darbecilerden yana çıkıyordu. Bu yargı vesayeti kırılmadı mı?
Kırılmadı. Statüko yerinde olduğu gibi duruyor. Vesayetçi rejim bütün kurumlarıyla, zihniyetiyle, uygulamalarıyla, yaptıklarıyla duruyor yerinde.
Siz de bahsettiniz. Arka arkaya tuhaf kararlarla karşılaşıyoruz. Örneğin geçen gün nöbetçi mahkeme, haklarında cinayet dâhil çok ciddi suçlamalar bulunan eski Özel Harekâtçı polisleri tahliye etti. O polislerin suçlarını ortaya çıkaran Ayhan Çarkın tutuklu ama diğer polisler serbest. Bunu nasıl açılıyorsunuz?
Yargıda hâlâ, cinayetleri devlet adına yapılmış fiiller olarak görüp, bunları cezalandırmayan, bunları meşrulaştıran zihniyette ve tutumda insanlar var demektir bu. Biz, Kürt işadamlarının ölüm listelerinin Milli Güvenlik Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Demirel’in önünde, bu ülkenin başbakanlarının önünde konuşulduğunu biliyoruz. Düşünün, Cumhurbaşkanı Demirel, “Devlet rutin dışına çıkabilir” diyor. Bu fiilleri meşrulaştırma işte buralardan geliyor. Nitekim Mehmet Ağar ne diyor? “Biz devlet için yaptık, biz devlete hizmet ettik” diyor.
Peki, o Özel Harekât polisleri saf hukuksal nedenlerle tahliye edilmiş olabilirler mi?
Gazetelere yansıdığı kadarıyla hukuksal bir neden gözükmüyor ortada...
Bunlara yurtdışına çıkma yasağı da konulmadı... Tahliye edilen polislerin, kaçması halinde onları tahliye eden yargıcın hukuki bir sorumluluğu olur mu?
Tabii ki olur. Bir müfettiş gönderilir ve o tahliyelerin mevcut dosyadaki delillere uygun olup olmadığı ortaya çıkarılabilir. Çünkü o tahliyelerden sonra, yurtdışına çıkma yasağı gibi mutlaka adli kontrol tedbirlerinden birinin mutlaka uygulanması lazımdı. Bunun araştırılması lazım. Görevi ihmal ve kötüye kullanma gibi suçlar işlenmiş olabilir.
Peki, bu suçun gereği yapılır mı?
Bizim yargıda bu suçlar sık sık işlenir ama gereği yapılmaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.