“Yaşananlar Cumhuriyet’e yakışmıyor. Ben yetkili olsam, özür de dilerim. Verdiğimiz acılardan ötürü Rumlar’dan, Ermeniler’den özür dileriz. Bizim gibi bir devletin yapması gereken budur.”
“Osmanlı’da tehcire uğramış Ermeniler’e ve 6-7 Eylül’de gönderilen Rumlar’a, devlet, ‘Ben, sana ve senin soyundan gelenlere tekrar vatandaş olma hakkını veriyorum’ demeli.”
“Ermeni sorununu tarihçi değil siyasetçi çözer. Gerçeklerin bilinmediğine katılmıyorum. Tarihî gerçekler biliniyor. Sorun, bilinenlerin nasıl algılanıp geleceği nasıl etkileyeceği.”
NEDEN? VOLKAN VURAL
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan ziyaretiyle Türkiye çok önemli bir adım attı. Tarihteki olaylar nedeniyle diplomatik ilişki kurmayı reddeden iki ülke, ilk kez cumhurbaşkanları düzeyinde bir ilişki kurdu. Bu yeni hamlenin devamının geleceği beklentisi ortaya çıktı. Peki iki ülke bugüne dek sürdürdükleri gerginlikten ne kazandı? Dostluktan ne kazanacaklar? Niye Ermenistan şimdi davet etti Gül’ü? Gül niye bu daveti kabul etti? Bu yakınlaşmanın Kafkaslar’daki dengelere etkisi ne olacak? Devlet, tarihî meseleler hakkında ne yapmalı? Ermeni sorununu tarihçiler mi yoksa siyasetçiler mi çözebilir? Bütün bu soruları Türkiye’nin uzun yıllar en önde gelen ve en deneyimli diplomatlarından biri olan emekli büyükelçi Volkan Vural’a sorduk. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı ve Ermenistan’ın bağımsız devlet olduğu süreçte Moskova Büyükelçisi olan Volkan Vural, 1993’te Başbakan Tansu Çiller’in başdanışmanlığını yaptı. Daha sonra da Bonn’da büyükelçilik, AB Genel Sekreterliği gibi görevlerde bulundu.
***
NEŞE DÜZEL: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın daveti üzerine futbol maçını izlemek için Erivan’a gitti. Ermenistan’la aramızda tarihî olaylara dair anlaşmazlıklar var. O anlaşmazlık hallolmadan Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın Gül’ü davet etmesi kendisi açısından siyasi bir risk değil miydi?
VOLKAN VURAL: Elbette risktir. Türkiye Cumhurbaşkanı’nı futbol maçına davet etme kararı, Ermenistan açısından kolayca alınabilecek bir karar değildi. Biz, dünyaya sadece kendi gözlüklerimizle bakıyoruz. Bir de olaylara karşı tarafın gözlükleriyle bakmalıyız. Ermenistan’da bir Türkiye nevrozu vardır. Dolayısıyla Türkiye’ye ilişkin bir karar vermek kolay değildir. Siyasetçiye büyük bedeller ödetir bu. Nitekim ödetti de.
Kime ödetti?
Eski cumhurbaşkanı Ter Petrosyan, Karabağ sorununa çözüm aradığı ve Türkiye ile ilişki kurmak istediği için iktidardan uzaklaştırıldı. Ona, Türkiye’yle ilişki kurmanın bedelini ödettiler. Bugün Ermenistan halkının önemli bölümü ilişkilerin gelişmesini ve sınır kapılarının açılmasını istese de... Türkiye dosyası sanıldığı gibi kolay bir dosya değildir orada.
Türkiye’de Ermenistan dosyası kolay mı?
Türkiye’de de zor. Ama şu da bir gerçek ki, Ermenistan’la aramızdaki hadise, sadece tarihçilerle çözümlenebilecek bir olay değil. Çünkü bu olay, tarihî olmaktan çok psikolojik ve siyasi bir olay. Geçmişte yaşananların insanlarda yarattığı bir psikoloji, güvensizlik, korku ve dehşet var.
Sizce Ermeni ve Türk tarihçiler oturup geçmişteki olayları serbestçe tartışıp objektif bir biçimde ortaya koysalar bu sorun çözülmez mi?
Tek başına tarih yoluyla bu soruna çözüm bulmak mümkün değil. Çünkü bu sorunun çözümü insanlardaki psikolojik sıkıntıların giderilmesindedir. Çözüm, iki halkın yeniden sevgiyle, saygıyla birbirlerine yanaşabileceği ve birbirleriyle rahat konuşabilecekleri bir güven ortamının yaratılmasındadır. Tarihçilerin üstesinden gelebileceği bir durum değil bu. Ermeni sorunu, tarihçilerin değil, siyasetçilerin çözebileceği bir sorundur. Tarih, sadece bazı olayları aydınlatabilir ve çözümü kolaylaştırıcı bir rol oynayabilir, o kadar.
Peki, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Ermenistan’ı ziyaretinden sonra diplomatik bazı adımlar atılacak mı sizce?
Atılmasını bekliyorum ve umut ediyorum. Bu ziyaret Türkiye ile Ermenistan arasında bir başlangıca zemin olabilir. İki devlet arasında diplomatik ilişkilerin vakit geçirmeksizin kurulması lazım.
Diplomatik ilişki dediğiniz nedir?
Diplomatik ilişki, Erivan’da Türk diplomatlarının, Ankara’da da Ermeni diplomatların bulunmasıdır. Bu da iki devlet arasında artık normal bir ilişki var demektir ki, bu şekilde aradaki sınır kapıları da açılır. İlişkilerin normalleşmesinde ilk adım karşılıklı temsilcilikler açılması olmalı. Bir anlaşma yapacağız ve ‘karşılıklı büyükelçilikler kuracağız’ diyeceğiz. Sınır kapılarının açılması sadece Ermeniler’in ihtiyacı da değildir. Ben o kapıyı gördüm.
Ne gördünüz?
Alican kapısına gittim. Bizim askeri uzaktan selamladım ve geri döndüm. Erivan’a 10-15 kilometre uzaklıkta bir kapı bu. Bakın... Biz, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsızlığına kavuşan Ermenistan’la 1991’den beri temas içindeyiz.
Nasıl?
Mesela Ermenistan’ı ilk ziyaret eden Türk büyükelçisi benim. O sırada Moskova Büyükelçisi’ydim. Ermenistan tam bağımsızlığa geçiş dönemindeydi. Türkiye’deki Ermeni Patriği Şınorhk Kalustyan Erivan’ı ziyareti sırasında vefat etti. Ben de Ermenistan Cumhurbaşkanı’na bir mesaj gönderdim. “Vatandaşımız olan patriğin cenazesiyle ilgilenmek ve Türkiye’ye naklini sağlamak benim görevimdir. Yapılacak törenlere de katılmak suretiyle her türlü katkıyı vermeye hazırım” dedim.
Bunu Ankara’ya sorarak mı yaptınız?
Hayır. Kendi inisiyatifimle yaptım. Çünkü Patrik bir Türk vatandaşı. Bizim bir dinî azınlığımızın ruhani lideri. Ermenistan’la Türkiye arasında hiçbir ilişki yoktu ama... O sıralar Ermenistan Sovyetler Birliği’ne bağlı bir cumhuriyetti ve Moskova Büyükelçisi olarak diğer cumhuriyetler gibi o da benim sorumluluğum altındaydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.