“Hükümet’in AB sürecindeki isteksizliği şiddeti artırdı. 2007’de gözaltında ve cezaevinde on kişi ölmüşken, bu yılın on ayında 31 kişi öldü. Ölümler üç kat arttı.”
“Türkiye iki yıldır asker ve polis devleti oldu. Hükümet, polisin istediği bütün yasaları kabul etti. AKP döneminde polis, vatandaş üzerinde büyük baskı kurdu.”
“Polis, muhalif yurttaşa silah çeken organa dönüşüyor. Bireyin can güvenliği yerine devleti koruma görevini üstlenen polisi tutamazsınız. O polis, adam da öldürür, işkence de yapar.” ***
NEDEN? YAVUZ ÖNEN
Ankara, başladığı yere dönmekte çok mahir. Uzunca bir zaman çok fazla duyulmayan işkenceler, bitmiş gibi görünen gözaltında ölümler ve sokakta adam öldürmeler birden arttı. Kimse polis şiddetinin niye birden çoğaldığını kavrayamadı. Bir yerde bir eksiklik ya da bir fazlalık vardı ama bu kanlı tablonun neye tekabül ettiğini tam anlayamadık. Polisteki kadrolar mı değişmişti? Yoksa polise verilen emirler mi değişmişti? Ya da AKP Hükümeti’nin olaylar karşısındaki yaklaşım biçimimi mi değişmişti? Ne değişmişti? Hükümetin son yıllarda Avrupa Birliği fikrinden uzaklaşması, Avrupa kriterlerini uygulamakta ayak sürümesi mi Türkiye’yi yeniden bir işkence ve cinayetler ülkesine çevirmişti? Bütün bu konuları Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Yavuz Önen’le konuştuk. Kendisi de 12 Mart döneminde yargılanan ve işkence gören Mimar Yavuz Önen, 1974 affıyla cezaevinden çıktı. Bir dönem Mimarlar Odası Başkanı da olan Yavuz Önen, İnsan Hakları Derneği bünyesinde kurulan İnsan Hakları Vakfı’nın 1989’dan beri başkanlığını yapıyor. Vakıf, işkence mağdurlarının tedavisini sağlıyor ve işkencenin tespitini yapıyor. ***
NEŞE DÜZEL: İşkence iddiaları ve gözaltında ölümler çok arttı son zamanlarda. Ne oldu? Bunlar bitmiş gibiydi, neden yeniden çoğaldı? YAVUZ ÖNEN: Gözaltında ölüm ve işkence bu ülkede hiç bitmedi. Karakollarda, cezaevlerinde şüpheli ölümler kesintisiz sürdü. Sadece AB’ye uyum için demokratik çabaların yoğunlaştığı 2002-2005 yılları arasında Türkiye, geçmişe kıyasla iyi bir dönem yaşadı.
Peki, son zamanlarda ölüm vakaları niye birden arttı? Siyasi irade caydırıcı olmadı. AKP Hükümeti ‘İşkenceye Sıfır Tolerans Programı’nı hiç uygulamadı. Aksine, son dönemde polisten gelen yasal değişiklik taleplerinin hepsini kabul etti. Böylece AKP döneminde polis, geçmiş yıllara kıyasla vatandaş üzerinde daha yoğun bir otorite ve baskı kurdu.
Polis daha mı haşinleşti? Evet. 2007’de gözaltında ya da cezaevinde on kişi ölmüşken, sadece bu yılın ilk on ayında 31 kişi öldü. Geçen yıla kıyasla ölümler üç misli arttı. Türkiye hukuk devleti olmaktan biraz daha uzaklaştı. Nitekim Türkiye son bir-iki yıldır ‘asker ve polis devleti’ görüntüsü veriyor. Yurttaşıyla barışık olmayan, onu her türlü şiddete müstahak sayan bir devlet anlayışı bizimkisi. Silaha ve şiddete dayalı üniformalı, pazubentli bir demokrasi bizimkisi.
Avrupa Birliği’ne üyelik konusunda hükümet ciddi adımlar attığında bu olaylara pek rastlanmıyordu. Hükümetin AB konusundaki isteksizliği bu olayların fazlalaşmasına mı yol açıyor? AB sürecindeki isteksizlik şiddeti artırdı tabii. Son zamanlarda Türkiye’de şiddetin tırmanmasının temel nedeni hukuksal alt yapının değiştirilmesidir. Siyasiler, reformları AB’den müzakere tarihi alabilmek için göstermelik olarak yaptılar. 2002-2005 yılları arasında AB’ye uyum için atılan demokratikleşme adımları 2005’ten itibaren geri alındı. İşkence ve ölüm vakalarının artmasının bir nedeni de hak ve özgürlüklerdeki bu geriye gidiş oldu. Yeniden olağanüstü hal dönemlerinde kullanılan kanunlara dönüldü.
Neler değiştirildi? Gözaltı süresini uzatıldı. Polise duraksamadan ateş etme yetkisi verildi. Terörle Mücadele Yasası değiştirildi. Polisin yetkileri genişletildi. Gözaltında avukatla görüştürmeme ve hekimle buluşturmama yoluyla insanlar iletişimsiz bırakıldı. Kusur işleyen güvenlik görevlisine ise hukuksal koruma getirildi. Bütün bunların sonucunda son bir yılda polisin şiddeti arttı. Polis daha rahat aşırı güç kullandı, silahını kolaylıkla ateşledi. Bazısı vatandaşları ensesinden vurdu, bazısı kol kırdı, organ parçaladı.
Polisler mi organ parçalıyor? Tabii, parçalıyor. Tedavi için bize başvuranların ortaya koyduğu tablo şu ki, vahşette bir artış oldu. İnsanlar çok ciddi darbelere maruz kalıyorlar. Gözaltında organları parçalanıyor. Ciğerleri parçalanıyor, böbrekleri eziliyor, bacak, kol, burun, kafa her türlü kemikleri kırılıyor.
Elinizde bu vahşetin rakamları var mı? Türkiye’de sadece işkence tırmanmadı. Şüpheli ölümler, faili meçhuller ve yargısız infazlar da arttı. Bu yılın ilk on ayında 31 kişi gözaltında ve cezaevinde öldü, 35 kişi faili meçhul cinayete kurban gitti, 33 kişi de yargısız infaz edildi. Antalya’da motosikletli bir genci ensesinden üç kurşunla vurmak yargısız infazdır. Polis dur ihtarına uymayan vatandaşı tak diye vuruyor. Sokaklar poligona dönüştü. Polis atış talimi yapar gibi insan öldürüyor. Ve bu vakalar soruşturulmuyor. Ama ölümle sonuçlandıkları için kamuoyundan da gizlenemiyor. Bir de kötü muamele var ki, bunların kaydını tam tutamıyoruz. Çünkü polis takibi nedeniyle bize gelmeye korkanlar var.
Polis kendisinden şikâyetçi olanları tehdit mi ediyor? Tabii. Ya da polis onları izleyebiliyor. İşkence yapıldıktan sonra polis tarafından izlenen çok sayıda insan var. İnsan Hakları Vakfı’na gittiği tespit edildiğinde tehdit edilebiliyor. Size şunu söylemeliyim. Türkiye’de işkencenin nedeni değişti. 1990’lı yıllarda yapılan işkencenin nedeniyle bugünkü işkencenin nedeni değişti. Eskiden konuşturmak için işkence yapılıyordu. Bugün ise sisteme muhalif olan kişiyi korkutmak için işkence yapılıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.