
“Yargı, devleti korumak için işi daraltır ya da yayar. Yargı, KCK davasında siyasi alanı çok genişletti. Dink davasında ise çok daralttı. Devlet uzantılarını yok etti. Ergenekon’da ise fikir açıklayanları bile davaya soktu.”
“Siyasi iktidar, Hrant Dink davasının önünü açmadı. Onun için de dava böyle sonuçlandı. Bu dava aynı Susurluk gibi olacak. Şimdi bir, iki adım daha atılacak. Ama örgüt işi genişletilmeyecek ve dava kapatılacak.”
“Cinayetin Ergenekon’la bağlantısı kurulsaydı, Ergenekon davasının kapsamı genişleyecekti. Dönemin İstanbul valisi, Emniyet müdürü, Trabzon’daki Emniyet’çiler de işin içine girecekti. Hükümet aksine bunları ödüllendirdi.”
***
NEDEN YÜCEL SAYMAN
İşler iyice laçkalaştı. Bizde yargı hukuku çiğnemekle ve hukuksuz davranmakla kalmıyor, bir de kalkıp bunu açıklıyor. Sahi bizde yargı, kendi görev tanımını nasıl yapıyor? Eğer görevi hukuku korumak, adaleti sağlamak değilse, bizim yargı, kendisinin neyle görevli olduğunu düşünüyor? Görev tanımının içini mevcut yasalarla bile doldurmuyorsa, neyle dolduruyor? Bu yargıyla ve de bu yargıçların kültürü ve zihniyetiyle Türkiye nereye doğru yol alıyor? Hükümet, bu ülkede hukuku yerleştirmek için, adaleti sağlamak için ne yapıyor? Reform adı altında duyurulanlar bir aldatmaca mı? Hukuk reformu dedikleri, gerçekten bu ülkede hukuk ve yargı sistemini değiştiriyor mu? Niye ısrarla bu ülkedeki hukuk ve yargı sistemi değiştirilmiyor? Bundan kimler nasıl yararlanıyor? Beş yıl boyunca mahkeme, Hrant Dink davasını aydınlatacak delillerin ortaya çıkarılmasına yardım etmedi. Hatta bunu engelledi. Mahkeme niye böyle davrandı? Yargıç da bu cinayette örgüt olduğuna inandığını söyledi. Neden inandığı gerçeğin ortaya çıkması için çalışmadı? Neden dava bittikten sonra ortalığa çıkıp ben de tatmin olmadım dedi? Temyiz bu kararı bozarsa ne olacak? Diğer Ergenekon davalarının aydınlanması için çaba gösteren hükümet neden bu davada aynı isteği göstermedi? Siyasi iktidar bu davanın aydınlanması gerekenleri neden yapmadı? Adı bu olaya karışan devlet görevlileriyle ilgili gerekenleri bundan sonra yapar mı? Uludere’de kim suçlu, kim sorumlu? Arka arkaya yapılan hukuk reformları neyi düzeltiyor? AKP yeni bir anayasa yapacak mı? Sanayi Bakanı Nihat Ergün, “2014’te Türkiye yarı başkanlık sistemiyle yönetilecek” dedi. Ne demek istedi? Bütün bu soruları uzun dönem İstanbul Barosu Başkanlığı yapmış olan ve İstanbul Medipol Üniversitesi’nde hukuk dersleri veren Prof. Dr. Yücel Sayman’la konuştuk.
***
NEŞE DÜZEL: Beş yıl boyunca mahkeme Hrant Dink davasını aydınlatacak delillerin ortaya çıkarılmasına yardım etmedi. Hatta bunu engelledi. Mahkeme niye böyle davrandı?
YÜCEL SAYMAN: Eğer siyasi iktidar bir davanın önünü özellikle açmıyorsa, mahkemeler de bu davaları böyle bitirmeye çalışıyorlar. Siyasi iktidar, Hrant Dink davasının önünü açmadı. Onun için de Hrant Dink davası böyle sonuçlandı. Mesela Trabzon’da olanlar araştırılmadı. Mahkemeye telefon kayıtları bir türlü gelmedi. Oysa hükümet bu davanın önünü açsaydı dosyaya ciddi deliller girecekti. İletişim Telekomünikasyon Başkanlığı da telefon kayıtlarını hemen göndermek zorunda kalacaktı.
Yargıç bugün çıkıyor ve “elimde kanıtlar yoktu” diyor. Mahkeme başkanı istese o kanıtları talep edemez miydi? Böyle bir yetkisi yok muydu?
Yetkisi olmaz olur mu? Ceza Mahkemesi yeter ki istesin. Delilleri zorla getirtir. Olmadı, yargıç, Emniyet’e kendisi gider, dosyalara bakar. Buna hiç bir engel yok. Savcı da zaten nerede delil varsa, oraya gider ve delilleri toplar. Ama bu ülkede yargının başka bir işlevi var.
Nedir o?
Biz zannediyoruz ki, Türkiye’de devletin yönetim biçimi demokrasi. Hayır değil. Mevcut Anayasa’nın başlangıç bölümünü okuduğunuzda, devletin demokratik bir devlet olmadığı, aksine despotik bir devlet olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Yargıya da işte o despotik devleti hukuki açıdan yorumlama ve ihtilaflarda o despotik devleti koruma görevi verilmiş.
12 Eylül 2010’da referandumla ciddi bir Anayasa değişikliği yapıldı. Anayasa Mahkemesi’nin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı, işleyişi değiştirildi. Yargının, vatandaşı değil de devleti koruyan işlevi ve işleyişi hâlâ değişmedi mi?
Referandumdaki Anayasa değişikliğinde yargı bu boyutuyla ele alınmadı ki! Siyasi iktidar şimdi ne diyor? “Biz vesayet sisteminin belini kırdık” diyor. Vesayet dediğiniz, asker ve sivil bürokrasinin sadece AK Parti üzerinde kurduğu vesayet değildir ki! O, vesayet sisteminin sadece bir parçasıdır. Asıl vesayet, halkın üzerinde kurulan vesayettir. Bu ülkede halkın üzerindeki vesayet kaldırılmadı! Sadece vasi değişti. Bir miktar asker geriledi, yerine siyasi iktidar geldi. Hükümet devletin yönetiminde daha bir karar sahibi oldu. Kısacası referandumdaki Anayasa değişikliğinde demokratik adımlar atıldı ama sistemin kendisi değişmedi.
Sistem nasıl değişebilirdi?
Mesela yargı bağımsız hale getirilebilirdi ama getirilmedi. Nitekim AK Parti daha ilk adımda HSYK’yı kendine bağımlı olabilecek bir şekilde kurdu. Zaten biz de bu yüzden “yetmez ama evet” oyu verdik referandumda. Nasılsa ileride yeni bir anayasa yapılacak ve demokratik bir devlet yapısı kurulacak diye bir ümidi vardı herkesin.
Mahkeme, Dink cinayetinde örgüt olmadığı kararını verdi ama, davanın yargıcı bu cinayette örgüt olduğuna inandığını söyledi. Neden o zaman yargıç, beş yıldır süren dava süresince, inandığı gerçeğin ortaya çıkması için çalışmadı?
Üstelik bu kararı mahkemenin üç hâkimi oybirliğiyle verdiler. Bu yargıç, diğerleri adına da konuşuyor. Bizde yargı sistemi böyle işliyor ve böyle kararlar veriyor işte. Despotik bir sistemin yargılamaları bunlar! Aslında Hrant Dink cinayetinde örgütün nereye dayandırılacağı belli.
Cinayet hangi örgüte dayanıyor?
Ergenekon davasında Hrant Dink cinayetiyle ilgili bir sürü iddia ve planlar var. O dönemde Trabzon Emniyet’inde, geçmişte bu tür işlere karışmış insanlar var. Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü, 1978’de İstanbul Üniversitesi’nden toplu olarak çıkan solcu öğrencilere yönelik yapılan 16 Mart katliamı sırasında komiserdi. Olayı onun tertip ettiği söylenmişti ama o dava da inceleme yapılmadan bitti. Bu yargı sistemi 1982’den beri böyle işliyor.
Nasıl işliyor?
Devlet, önce iç ve dış tehditleri saptıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.