“Sol, Fethullahçılara ‘gerici’ diyeceğine, bu hareketin şeffaflaşmasını savunmalı. Parti, dernek kurup toplum önüne çıksınlar. Zira ne olduklarını bilmiyoruz. Büyük para dönüyor, hesabı verilmiyor.”
“İslamcılar bölünecek. Çünkü hayatları çeşitleniyor, dünyevileşiyorlar. İslami kesimden envai çeşitte İslamcı çıkacak. Çevreci İslamcılar geylerin hakkını savunan İslamcılar olacak.”
“Eski sağ ve sol fiilen bitti. 80’lerde sosyalizm çöktü. 2000’lerde de kapitalizmin bir türü çöküyor. Kapitalizmin yeni türünün doğacağı bir şafak anındayız şimdi. Sol, bunu görmeli.” * * *
İKİNCİ BÖLÜM
Türkiye’de ve dünyada yaşanan değişimi anlamlandırmak ve bu değişimin toplumda yarattığı gelişmeleri anlamak ve siyasette yapmakta olduğu dönüşümü değerlendirmek için sol dünyanın ideologlarından ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi ile Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucularından Zülfü Dicleli’yle yaptığımız konuşmanın ilk bölümünü dün yayımladık. Konuşmanın son bölümüne bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz. * * *
NEŞE DÜZEL: Türkiye’de solun, en azından bir kesiminin Ergenekon gibi, askerin yargılanması gibi konularda geride durmasını nasıl açıklıyorsunuz? ZÜLFÜ DİCLELİ: Sol, 1980’den bu yana dünyadaki gelişmeleri algılayamıyor, ne olup bittiğini, hangi sürecin yaşandığını anlayamıyor. Globalizmi, dünya ekonomisinin doğal bir gelişme süreci olarak değil, kapitalistler tarafından dünyaya hükmetmek için planlanmış bir süreç olarak algılıyor. Globalizmi, emperyalizmin yeni bir aşaması olarak görüyor. Oysa dünyada emperyalizm diye birşey kalmadı.
Amerika’nın petrol için Irak’ı işgal etmesi emperyalizm değil midir? O, emperyalist bir uygulamadır. Sistem olarak emperyalizm ise ayrı birşeydir. Sol, bunu algılayamadığı için dış dünyaya ve özellikle de AB’ye düşman gözüyle bakıyor. Bu arada askerler de kendi iktidarları daralacağı için AB’ye karşı duruyorlar. Böylece sol ile asker arasında fiili bir ittifak durumu ortaya çıkıyor. Bizim solun teorik derinliği yoktur. Bir de bizim sol, dini tamamen gericilik ve tehlike olarak algıladığı ve dinle ilgili her şeyi kötü kabul ettiği için, AK Parti hükümetinden gelen her şeye karşı pozisyon alıyor. Ama şunu da ihmal etmemek lazım.
Neyi? Ergenekoncular bu ülkede on yıldır psikolojik savaş yürüttüler. Mitingler, televizyonlarda programlar, yazılar... Demokrat sol kişiler öldürüldü, bütün bunlar dincilerin cinayeti olarak tanıtıldı. Şimdi öyle olmadığı çıkıyor ama bunlar yıllardır insanların zihnini etkiledi. Solcuları da anlamak lazım bu yüzden.
Türkiye’de solun askerle ittifakı yeni ortaya çıkmış bir durum mu? Bugünkü ittifak 1960’lardaki, 70’lerin başındaki ittifakla aynı değil. Geçmişte sol kesimde, ‘biz Türkiye’yi askerle birlikte bağımsız ilerici bir ülke yaparız’ diye bir düşünce vardı. Çünkü 60’ların dünyası farklıydı. Avrupa’da özgürlük hareketleri, sömürgeciliğin yıkılması, Sovyetler’in izlediği politika, Nasır ve Baas hareketi vardı. O dönemde sol, askerle birlikte statükoyu aşmak istiyordu. Bugünkü ittifak ise çok farklı. Sol, askerle birlikte mevcut durumu muhafaza etmeyi, statükoyu korumayı istiyor. Bugün ulusalcılarla Ergenekon arasındaki ittifak, 12 Eylül sistemini, otoriter rejimi, devletin antidemokratik merkeziyetçi yapısını korumak için.
Ayrıca AKP ile bir ittifak içinde görünmekten de korkuyor olamaz mı? Eğer CHP’yi soruyorsanız, hayır. Çünkü CHP her zaman devletin partisi oldu. Mesela sol, Türkiye’nin en önemli konusu Kürt meselesinde de susuyor. Oysa, Kürt sorununun çözümü çok basit. Demokrasiye oturuyor çözüm. Demokrasi demek tarafların eşit haklı konuşması demek. Türklerle Kürtlerin beraber benimsediği bir çözümden başka bir çözümü yok bu meselenin. Ankara dünyanın en iyi çözümünü önerse bile hiçbir işe yaramaz. Çünkü orada yıllardır kendini var etmeye çalışan bir hareket ve topluluk var. Bunlar sesleri, kimlikleri duyulsun istiyorlar. Kendi kaderlerinde söz sahibi olmak istiyorlar. Kimse bunu dile getirmiyor. Her siyasi parti kendi Kürt planını hazırlıyor. Hiçbir önemi yok bunların. DTP de aynı yaklaşımı sergiliyor, o da ‘biz dayatırız’ diye düşünüyor.
Peki, bu ülkede sol, hangi amaç için kimlerle işbirliği yapabilir? Demokrasiyi, insan haklarını, AB’yi, küreselleşmeyi, hukukun üstünlüğünü, çevrenin korunmasını, sosyal adaleti, eğitim ve sağlığın sosyalleşmesini, sosyal piyasayı kim istiyorsa onunla işbirliği yapabilir. Bu amaçların her birinde farklı kesimlerle işbirliği yapabilir.
Türkiye’de sol tutuculaşıyor mu? CHP bugün uçurumun eşiğine yaklaşıyor. Uçuruma yaklaştıkça da tutuculuğunun dozu artıyor, daha çok bağırıyor. CHP tarihsel olarak bitiyor. Bu arada İslamcı hareket ise dünyevîleşiyor. Bu kesim tüketimiyle, hayat tarzıyla, kıyafetiyle değişiyor. Yarın onlar da kendi içlerinde bölünecekler.
Niye bölünecekler? Sosyal hayat onları bölecek. Çünkü kendi aralarında sınıfsal farklar ortaya çıkıyor. Acıbadem’de örtülü bir hanım dört çekerli otomobille gezerken, öteki örtülü hanım durakta soğukta otobüs bekliyor. İslamcı kesim artık sadece İslamcı olmaktan çıkacak, o da çoklaşacak. İçlerinden envai çeşitte İslamcı çıkacak. Talepleri sadece türban olmaktan çıkacak. Çevreci İslamcılar, geylerin hakkını savunan İslamcılar olacak. Hayat çeşitleniyor çünkü.
İşçilerin örgütleri olan sendikalar da bugün statükonun önemli muhafızları haline geldi. Sendikalarla solcuların ilişkileri nasıl olmalı? Sendikalar bugün ancak kamu sektöründe ve belediyelerde var olabiliyorlar. Oralarda işveren kamu olduğu için devletçiliği savunmak zorunda kalıyorlar. Belediye ve devlet sektörü olmasa, Türkiye’de sendikalar yok olur. Özel sektörde sendikalı yer çok az.
Sol, Türkiye’de kitlelerle ilişki kurmakta da çok zorlanıyor. Neden kitlelere ulaşamıyor? Çünkü onlarla aynı dili konuşmuyor. Bu ülkede bir Türkiye kültürü ve yaşam tarzı olduğunu, buranın bir İslam kültürü ülkesi olduğunu görmedikleri için, solcular halkla ilişki kuramıyor. Çoğu da zaten halkı küçük görüyor. Şunu da söylemeliyim. Türkiye’de bir de Fethullah Gülen meselesi var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.