“Sol, önce, dinin gericilik kaynağı olduğu saçmalığından vazgeçmeli. Bu ülkede halkın yaşadığı bir İslam kültürü var. Sol, İslam’la temas kurmak zorunda.”
“AKP demokrasi için mücadele etmiyor. Demokrasi mücadelesi, AKP’ye tarihin bir oyunu. O, askerin baskısına karşı durmak için mecburen demokrasinin önünü açıyor.”
“Büyük fabrika bitti. Dünyada büyük fabrika bir daha hiç kurulmayacak. En son büyük fabrika, bu son dünya ekonomik krizinde General Motors’ın iflasıyla bitti.” * * *
NEDEN: ZÜLFÜ DİCLELİ
Türkiye değişiyor ama yaşadığı değişimi algılamakta da çok zorlanıyor. Üstelik medyanın önemli bir kısmı değişimi sadece algılamamakla kalmıyor, bir de bunu durdurmaya uğraşıyor. Siyasete gelince... Bu değişimin siyasi bir temsilcisi de yok. AKP, şartlara göre bazen değişime karşı, bazen değişimden yana bir politika izliyor. Ortalıkta değişimi kavrayacak, yönlendirecek, siyasetini yapıp halka anlatacak ne bir sol örgüt, ne de bir sol parti var. Ama sol kesimdeki entelektüellerin ülkede yaşanan değişimi anlamlandırmak, bunu sol değerlerle yorumlamak, yönlendirmek, yeni ittifaklar kurmak, sınıfsal yapıların dağılıp yeniden oluşmasına ayna tutmak için son zamanlarda hareketlendiğini görüyoruz. Zülfü Dicleli gençliğinden beri sol dünyanın en önde gelen aydınlarından, ideologlarından biri... Geçmişte illegal Türkiye Komünist Partisi’nin yöneticilerinden olan, on yıl Doğu Berlin’de sürgün yaşayan Zülfü Dicleli, 1990 başında da Yeni Demokrasi Hareketi’ni kuran on kişiden biriydi. Dicleli on beş yıldır Optimist Yayınları’nı çıkarıyor. * * *
NEŞE DÜZEL: Bugün Türkiye demokratikleşmeye çalışıyor. Tuhaf olan şu ki, bu demokratikleşme hareketinin siyasetteki tek temsilcisi muhafazakâr AKP. Sol ise demokratikleşme konusunda nasıl bir tutum alacağı konusunda kararsız gözüküyor. Sol, niye demokratikleşme hamleleri karşısında bu kadar çekimser? ZÜLFÜ DİCLELİ: Türkiye’de demokrasi taraftarı sol, zaten her zaman çok küçüktü. Bizde solun tarihi 20. yüzyılda Osmanlı’da başlar. Yani; sanayinin, burjuvazinin ve işçi sınıfının bulunmadığı, bilimin, sanatın ve üniversitenin olmadığı 1900’lerin başındaki Osmanlı devletinde ortaya çıkmış bir sol bu. Dünyadan etkilenmiş iyi niyetli insanların başlattığı bir hareket bu. Mustafa Suphilerden itibaren bu memlekette sol her zaman baskı gördü, ezildi, yasaklandı ve sonuçta büyüyemedi. Biz en güzel yıllarımızı 1960’larda, 1970’lerde yaşadık.
O yıllarda işçi sınıfı mı ortaya çıktı? Dünyada değişmeler oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada demokrasi ve anti emperyalist hareketler gelişti. Daha sonra 68 olayları yaşandı. Bunlar Türkiye’yi de etkiledi. Biz sol olarak yüz binlerce insanla meydanlara çıktık, parlamentoya girdik. Gazetelerimiz, kitaplarımız vardı. Tartıştık. Adalet ve özgürlük arayışını dile getirdik.
Bugün sol, adalet ve özgürlük arayışından neden vazgeçti? Ama sonra 12 Eylül geldi. Sanayi yok, işçi sınıfı yok, burjuvazi yok. Kökler derine gitmeyince yoluverdiler ve sol bitti. Türkiye’de solu büyük ölçüde 12 Eylül bitirdi. Bilim ve sanata, demokrasi, sosyal adalet, ilerleme fikirlerine gene de en önemli katkı bu ülkede soldan oldu ama...
Evet... 12 Eylül koşulları 10 seneden fazla sürdü. O yıllar dünyada değişimin, bilgi ekonomisinin, bilgisayarlaşmanın başladığı, Microsoft’un kurulduğu yıllardı. İşte o yılları Türkiye’deki sol ya yurtdışında sürgünde, ya Türkiye’de hapishanede baskı altında ya da kaçak bir durumda geçirdi. Bu şartlarda dünyadaki değişimleri, liberalleşmeyi izleyecek, tartışacak, anlayacak bir fırsatı da bulamadı. Biz Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nde dünyadaki değişimi tartıştık ama bu tartışmaları yaygınlaştıramadık. Türkiye’de çoğu insan dünyanın değiştiğini anlayamadı.
Bugünün dünyasında ve Türkiye’sinde demokratikleşme, sivilleşme ihtiyacı artık algılanamayacak bir durum değil. Ama sol hâlâ çekimser. Demokratikleşme hamleleri karşısında niye hâlâ çekimser sol bizde? Ben Türkiye’de solun çok küçük bir kesim olduğunu anlatıyorum. CHP’yi de sol kategorisinde saymıyorum. CHP siyasi olarak solda yer almadı. Demokrasi, sosyal adalet, insan hakları fikirlerini tarihte hiçbir zaman savunmadı. Yalnız Türkiye’de başka birşey oluyor. İyi bir gelişme yaşanıyor.
Ne yaşanıyor? Bugün Türkiye, tarihin değiştiği bir kırılma noktasında. Şöyle söyleyeyim. Osmanlı’dan beri Türkiye’nin tarihi, ‘devlet merkezli’ bir toplumsal gelişmedir. Batı’da ise öyle değildir. Batı’da devlet topluma hizmet ederken... Yani; toplumun özgür gelişmesi, devleti kendi çıkarına tâbi kılarken, bizde bugüne dek ekonominin, sınıfların, ticaretin gelişmesi hep devletin çıkarlarına göre düzenlendi. Toplumsal gelişme padişahlıkta da, cumhuriyette de daima devlet merkezli oldu. Devleti yönetenler, kendi iktidarlarını sürdürmek için bu toplumda özgür gelişmeyi hep engellediler. Tarihte ilk kez son bir, iki yıldır, özellikle de son yerel seçimlerde bu süreç tarihsel olarak bitti.
Yerel seçimlerde bir tarih nasıl bitti? Bitti çünkü halk ezici bir çoğunlukla o anlayışa oy vermiyor artık. Halk, özgür bir gelişme istiyor. Aslında AKP, demokrasi için mücadele etmiyor. Demokrasi mücadelesi tarihin bir oyunu onlara! Askerin ve devletin baskılarına karşı kendilerini var etmek için mecburen demokrasinin önünü açmak zorundalar. AKP’nin bir demokrasi kültürü yok. Zaten kendi çıkarı için demokratik hamlelerde bulunduğu gibi, anti demokratik şeyler de yapabiliyor kolayca. Aslında Türkiye’de fışkıran şey şu... Anadolu ekonomisi, Anadolu sermayesi fışkırıyor. Bu insanlar dünyayla bütünleşmek istiyorlar.
Peki, bugün gerçek bir solcu bu gelişme ve demokratikleşme ihtiyacı karşısında nasıl tavır almalı sizce? Eskiden sol için önemli olan sosyalizmdi. Sosyalizm olduktan sonra her şey çözülür diye düşünülürdü. Bu yüzden de önce iktidarı ele geçirmek lazımdı. Hedef demokrasi değil, sosyalizmdi. Demokrasi sosyalizme götüren bir araçtı, bir yoldu sadece. Sosyalizmde sınıf kalmadığı için, herkes eşit olunca demokrasinin de bir anlamı kalmıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.