“Aralık 1910’da veya o civarda insan karakteri değişti” demişti Virginia Woolf. Manşetlik iddialı bir saptama. The Times Literary Supplement dergisinde Rachel Bowlby “Yüz yıl sonra bile çok şeye gebe bir tarihlendirme” diye yazmış. Aynı fikirdeyim. Bugün de “Aralık 2010’da veya o civarda insan karakteri tamamen değişti” desek, bu iddianın arkasında durabiliriz bence.
Virginia Woolf değişimin tavuk yumurtlar gibi birdenbire çıkmadığını, öncesinde işaretler olduğunu söylemiş. Hiçbir değişim birdenbire olmaz zaten, ama yeni bir süreci isimlendirmek onu var etmektir bir bakıma.
Aralık 2010’da veya o civarda insan karakteri nasıl değişti? Biraz deşersek, insan ilişkilerinin yüz yıl sonra bir kez daha köklü değişime uğradığını görüyoruz. Woolf da öyle söylemiş zaten. “Bütün insan ilişkileri dönüştü, efendiyle hizmetkâr, karıyla koca, ebeveynle çocuk arasında. İnsan ilişkileri dönüşünce din de dönüşür, davranış, politika ve edebiyat da dönüşür” diyor. Ben buna yeni bir boyut eklemek istiyorum: 2010’da yönetenle yönetilen ilişkisi değişti.
WikiLeaks olayını, birçok devlet sırrının ortaya çıkmasını o nedenle biraz da mizah katarak “Anarşistlerin Bayramı” ilan ettim. Çoğu insan anarşi kelimesini yüzeysel anlamıyla kargaşa diye anlar; hâlbuki anarşizm ciddi bir felsefe akımı ve devletin ortadan kalkmasıyla sonuçlanacak bir idealden söz ediyor. Üstün vasıflı “kâmil” insanlar olacağız ütopik bir gelecekte, kendimizi yönetecek olgunluğa ulaşacağız, yönetenle yönetilen farkı yok olacak. Bizi yönlendiren küçük zümrelerin tahakkümü sona erecek. İster bürokrasi, ister ordu, ister yargı, okul, cezaevi, ister siyasi parti ya da yönetici sınıf deyin buna. Hepsinin sihri bozuldu. (Türkiye’de 1999 depremiyle başlamıştı o süreç.)
WikiLeaks olayı bu değişimde önemli bir aşamayı haber veriyordu, tek başına yaratmadı, sadece çarpıcı biçimde suyüzüne çıkarttı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.