Gördüğünüz başlık baskı hatası değil, benim uzun süre önce yaşadığım bir dil sürçmesi. “Bilgisayar” diyecek yerde “bilgisaray” kelimesi çıktı ağzımdan. Freud’a yakışır bir dil sürçmesi dedim içimden, acaba bilinçaltımla ilgili önemli bir işaret miydi dilimin böyle dolaşması?
Eğer öyleyse masallardaki sarayları düşünüyor olmalıydım. Görkemli, sonsuz sayıda odası olan, sihirli, biraz da tehlikelerle dolu bir saray olsa gerek.
Sanal dünya, world wide web, internetin dolambaçlı bağlantıları, herhalde temelde hâlâ bir romantik olduğum için, bana böyle masalsı bir yeraltı dünyasını hatırlatıyor, dehlizleri, ırmakları, büyülü mağaraları olan bir diyar. Sihirli Flüt masalı gibi, biz insanlığın karanlıkta ıslık çalarak o garip diyardan geçmeye, o yollardan yürümeye çalıştığımızı hayal ediyorum, sonu belli olmayan bir yolculuk bu.
Bilgi sözcüğü yanıltıcı tabii, Türkçenin bize oynadığı bir oyun. Batı dillerinin hepsinde “enformasyon” sözcüğü kullanılıyor. Latince kökeni, “enformare”, şekil vermek, biçimlendirmek. Ama biz gene de bilgi ve enformasyon sözcüklerini, Türkçenin hatırına, eş anlamlı olarak kullanmaya devam edelim. Bilgi çağı, bilgi devrimi, bilgi teknolojisi….
Derken, James Gleick adında bir blogcu bilim yazarının böyle bir kitap yayımlamak üzere olduğunu öğrendim: The Information Palace. Enformasyon Sarayı. Ya da daha gündelik Türkçesiyle, Bilgi Sarayı! Benim dil sürçmesiyle ulaştığım kelimeyi o kitabına isim olarak kullanmıştı. Bu rastlantı hoşuma gitti. Kitap bu ayın sonunda yayımlanacak, henüz piyasada değil. Merak edip blogunu açtım, kitapla ilgili önceden çıkan eleştirileri okudum.
Gleick yeni teknolojiyle birlikte artık sel felaketi gibi bizi boğan enformasyon fazlalığı hakkında yazmış, tarihten bugüne bilgi neydi, ne hale geldi, nasıl bir evrim geçirdi, onu inceliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.