Bazen bir kitap insanı uyandırabiliyor. Bejan Matur’un “Dağın Ardına Bakmak” adlı kitabı beni uyandırdı. Öteden beri bakmaya isteksiz olduğum Kürt meselesine bakmaya zorladı. Çünkü bir şairin duyarlığıyla yazmış. İnsani zemin dediği bir arayışla, ideolojiden uzak bir bakışla yazmış. Ne safdil ne de siyasi. Şiddete karşı. Ama kalbi açık. Zihni de açık. Anlamak istiyor. Birbirimizi anlamanın tek çıkar yol olduğunu söylüyor. “Bir Kürt’ün kendini nasıl hissettiği, nasıl tarif ettiği ile ortalama bir Türk’ün derinden ilgilendiğine dair kuşkularım var” diyor.
“Benim yurdum Türkçe” demiş, ama dağda onun kimliğini başka türlü yaşatmak isteyenlerle de bir bağı var, onları anlamalıyım diye çıkmış yola. Kolay kapanmayacak bir mesafeyi ruhuyla kat etmeye çalışmış, kendini adamakıllı zorlamış. Kendi durduğu yere yakın, hakiki ve demokrat bir siyaset doğabilir mi diye de soruyor. Sonra Kandil dağında on dokuz yıldır görmediği kız arkadaşına rastlayıp, o minicik hikayeyle insanı ağlatıyor. Ben ağladım en azından.
Göz yaşlarıydı belki beni uyandıran. Çok sevdiğim bir şair, dürüst bir insan dağa bakıyorsa, ben de onunla bakarım dedim. Bakınca ne gördüm? Derin bir ıstırap. Bakmaz olaydım dedirten cinsten. Gene de şair baktı diye ben de bakıyorum, kaçırmamaya çalışıyorum gözlerimi.
Bejan Matur’un cesaretini selamlıyorum. Kandil dağına gitmiş, Kuzey Irak’ı dolaşmış, Almanya’ya kadar uzanmış, eski ve şimdiki PKK üyeleriyle konuşmuş, neden o yolu seçtiklerini anlamaya çalışıyor.
Bir yolu seçince insan, hele köprüleri yıktıysa, dönüşü yoksa, binbir neden bulabilir sonradan. O yol kendini inşa eder artık, bir kader olur. Bejan Matur’un kitabındaki kaderlere bakınca, insan dağa gitmeyen yolu seçenlere şaşırıyor asıl.
Yazının devamını okumak için tıklayın.