İstanbul’da şu sıralar bir hayalet dolaşıyor. Mimar Sedat Hakkı Eldem’in hayaleti.
Bir zamanlar Taşlık denen geniş teraslı nefis çay bahçesinde “Şark Kahvesi” diye bir bina inşa etmişti.
Boğaz’a bakan muhteşem manzaralı bu mütevazı halk bahçesine her çeşit İstanbullu akın ederdi; benim gibi tek başına kitabını okuyan öğrenciler de vardı; bazen arkadaşlarla toplaşıp saatlerce sohbet ederdik. Babamla annem orada flört etmişler nişanlıyken.
Çocuklu aileler, sevgililer, eğlenen arkadaşlar, elinde kitabıyla hayale dalanlar, tek başına gazete okuyanlar, yazı yazanlar, ders çalışanlar, kavuşanlar ve ayrılanlar, hayatlarımızın sahnesiydi o bahçe.
Hava çok soğuksa, Şark Kahvesi’ne sığınırdınız. Sarp bir yamacın üstünde, seti koruyan istinat duvarından payandalarla taşırılmış, denize doğru uzanan çıkıntısı pek hoştu. Boğaziçi’nin en eski yapısı, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’ndan esinlenmişti. Modernleştirilmiş bir Türk eviydi. Mekân boydan boya sürme pencereler ve sedirlerle çevriliydi, ortada havuzlu bir mermer çeşme şırıldardı.
Sonra Taşlık bahçesi yok edildi, yerine Swissotel yapıldı, Şark Kahvesi yıkıldı, betondan daha ufak bir taklidi inşa edildi, hayallerimizle birlikte o bahçede nefes alan hayatlarımız da çalındı.
Hikâyenin ikinci bölümünde hayaletin yanında bir de avatar dolaşıyor şimdi, dijital bir hayalet. Sanal bir dünyadayız, gerçek dünyanın yanı sıra; paralel dünyalar sözkonusu. Bizim avatar o dijital ortamda bir film yapıyor, kendi bakışı gibi kullanıyor kamerayı. Şark Kahvesi’nin üç boyutlu bir hayalet modelini inşa ediyor, Amcazade Yalısı’na benzer bir başka binayı da canlandırmış ayrıca, hayalet bir denize bakıyoruz, Şark Kahvesi’nin hayalet pencerelerinden ve kubbesinden hayalet bir gün ışığı akıp gidiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.