Bu herşeyi açıklamıyor tabii. Gene de Oğuz Atay’ın “Biz çocuk kalmış bir milletiz” demesinde bir haklılık payı var galiba. Ben millet kelimesini kullanmazdım belki. Çocuk ülke ya da çocuk toplum derdim. Millet denen şeyi sosyolojik açıdan anlaşılması zor bulduğum için. Bilgi nesnesi olarak millet çok muğlâk, nereye çekersen oraya gidebilecek bir kavram. Bir ülkenin yaşadıkları ve bir toplumun duyarlılıkları yahut duyarsızlıkları daha anlaşılabilir geliyor bana.
Çocuk tanımıyla ahlaki özne olmaktan duyulan sıkıntıyı kast ediyorum. Çocuk ahlaki olarak kendinden sorumlu sayılmaz, suç işlediği zaman farklı bir hukukla yargılanır. Nedeni gayet basit. İyiyle kötüyü, yanlışla doğruyu ayırt edebilse bile bu ayrımı anlamlandırmakta güçlük çeken, hele kendisine uygulamakta iyice zorlanan bir varlıktır çocuk. Hep istisna olmak ister.
Kabahat işledi mi hemen inkâr eder, önce o başlattı bahanesine başvurur. Ben yapmadım der, hatta olayı yok saymaya çalışır, sorumluluktan kaçar, küçük yalanlar söyler, hikâyeler uydurur, hiçbiri işe yaramazsa ağlamaya başlar ya da hırçınlaşır.
Bir bakıma hep haklı olmak isteyen bir öznedir çocuk. Utanmak onun için en kabul edilemez şeydir, utançtan kaçar, gizlenir, olmamış gibi yapmaya çalışır. Vicdanı tam gelişmemiştir. Bu seferlik de kaytarayım, bir daha sefere yapmayacağım der, ama o bir dahaki sefer konusunda daima kaypaktır ve seçicidir.
Bu açıdan hepimizin bir çocuk yanımız kalmıştır mutlaka, ama eninde sonunda akıl yoluna ve manevi sorumluluğa boyun eğeriz, çünkü utanç biriktikçe kendimizle yaşamak imkânsızlaşır. Gene de utanç, kabul etmekte en zorlandığımız şeydir. Girmekten kaçındığımız, karanlık odasıdır iç dünyamızın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.