Kitap yazarsanız artık e-kitap hakları için de sözleşme imzalıyorsunuz; yetmedi, “uzay hakları” da varmış. Biz insanlar ya çok iyimseriz, ya da çok açgözlü. Uzak bir gezegende hangi kitaplarımız çok okunuyordur, hangilerini anlamsız bulup gülmekten yerlere yatıyordur uzaylılar kimbilir. O konuda şaşırmaya hazırlıklı olmalıyız. Ama üzerimizden hızla geçen dijital devrimin pek gülünecek yanı yok.
Günün birinde –ki o gün hızla yaklaşıyor- insanlığın binlerce yıldır yazdığı ve daha yazacağı her metin internette parmaklarımızın ucunda olacak. Ne matbaa ne de sanayi devrimi bununla boy ölçüşebilir; kıyaslanabileceği tek icat, gücü anlamında yani, umarım yıkıcılığı anlamında olmaz, atom bombası falan olabilir herhalde.
Fakat her devrim gibi bu da iki ucu keskin bir bıçak sonuçta. Henüz nasıl bir gelecek inşa ettiğimizi kendimiz de bilmiyoruz. Yararları kadar sakıncaları da akıl almayacak ölçüde büyük bir devrim bu.
Kâğıda basılı ciltlenmiş kitap dediğimiz nesne yok olmayacak elbette, çünkü dijital ortam fazlasıyla kırılgan. Günün birinde otoriter bir rejim ben bu kitap mirasının tamamını yasaklıyorum derse, yahut tek bir deli çıkıp bir düğmeye basarak o milyarlarca dosyayı birkaç dakikada silerse (ki bu mümkün), uygarlık dediğimiz şey de ânında yok olur. Atom bombası benzetmesi burada iyice belirginleşiyor sanırım. Dolayısıyla metinleri muhafaza etmek için fizik nesne olarak kitaplar hâlâ var olmaya devam edecekler.
Ama gündelik anlamda okurluk, yazarlık ve yayıncılık baştan aşağıya değişecek, buna hiç şüphe yok. Önce okur açısından bakalım: Falan yazarın filan kitabını okumak istediniz, ulaşabildiğiniz birkaç kütüphanede kopyası yok, yayınevinin de elinde basılı mevcut kalmamış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.