Erkeklerin yüzyıllarca kadını kontrol etmek için takmaya zorladığı hicap örtüsünü şimdi birçok kadın özgür iradesiyle taktığını söylüyor.
Ama aynı kadınlar hicabın erkekler tarafından siyasi İslam sembolü yapılmasını engelleyebiliyorlar mı?
Dinî muhafazakârlık kabarışının aracı olmaktan kurtarabiliyorlar mı türbanı? Elbette hayır. Böyle bir güce sahip değiller çünkü.
Burada çok derin bir sosyolojik çelişki var. Türban takan kadın hiç baskı görmeden, gerçekten özgürce mi karar veriyor yoksa bir dayatmayı mı içselleştiriyor? Bunu bilmek hayli zor. Ama kadınların yüzde yetmişe yakın oranda örtündüğü bir toplumda bana asıl başını örtmemek kişisel bir seçim olarak görünmeye başladı. Kişisel seçim herhangi bir sosyal grubun baskısı olmadan alınmış karara denir. Çoğunluğun dayattığını yaparsanız, oradaki kişiselliğin görünürlüğü kalmıyor.
Nedeni de gayet açık: Birincisi, kadınlar henüz din dâhil hiçbir sosyal alanda özgür ve erkeklerle eşit değiller. Eşit olsalardı, o zaman bir kadının hicap takıp takmaması sırf kendisini ilgilendiren, gayet önemsiz bir konu olurdu. Maalesef şu anda öyle değil.
İkincisi, dinî inancın kendisi hâlâ kişisel bir seçim olmaktan çok uzak, ağır bir sosyal baskı sözkonusu, ayrıca din de cinsiyet ayrımcılığı üzerine kurulu. İslam dini kadınlara eşitlik tanısa, örneğin kadınların imam ve hatip olmasına izin verse, bütün kurumsal çelişkileri bir yana Diyanet İşleri’ne bir kadın da başkan seçilebilse, belki o zaman türban takmanın da sahiden kişisel bir seçim olması anlam kazanabilecek.
Ama bu da yeterli değil. Ayrıca din dediğimiz alanın vicdan hürriyetiyle çelişmemesi gerekiyor.
Hâlbuki Türkiye’de Alevilerin, gayrımüslim azınlıkların ya da dindar olmayanların hedef olduğu yasal ve toplumsal baskılar azımsanacak gibi değil.
Yazının devamını okumak için tıklayın.