Kutluğ Ataman “İçimdeki Düşman” diye adlandırmış İstanbul Modern Müzesi’ndeki sergisini, ama ben daha çok şeytani yanını vurgulamayı istedim. Mizah dolu bir şeytanlık var dünyaya bakışında. Melek yanımızı unutmuyor elbette. İnsan çamurundan sıyrılma çabamızı da görüyor. Ama nerede tökezliyorsak, kamerasıyla o düşüşü de yakalayan bir bakış onunki. Bütün garipliklerimizi belgeselci gözüyle kaydediyor. Bütün katmanlarıyla gerçekliğin nasıl inşa edildiğini gösteren sahneleme tuzakları kurmakta hünerli bir sinemacı. Sınır tanımazlığı kışkırtıcı. Sinema ve video alanında belki en çağcıl, zamanın ruhunu en iyi yakalayan sanatçılarımızdan birisi.
Yaramaz çocuk evine döndü. Bavulunda on bir yıllık üretimi yansıtan on bir tane video çalışması getirmiş. Dansöz kılığında zil çalıp göbek attığı kendi portresi karşılıyor sizi ana salonun girişinde. Kendini kadın kılığında teşhir etmekten, karikatürleştirmekten çekinmeyen, aynı zamanda “getir bakalım bütün kalıplaşmış önyargılarını” der gibi izleyiciye meydan okuyan, bir yandan da kırılganlığını gizlemeyen, hem dokunaklı hem şeytansı bir otoportre. (Türk Lokumu 2007)
Kutluğ’un dünya çapında bir sanatçı olmasının asıl sırrı bence hikâyeler anlatabilmesinde. Çok basit bir insani düzeyde tutuyor kamerasını, sıradan insan fantezilerine bakıyor, ama bunu yaparken neredeyse Hollywood tarzı diyeceğim bir kurgulama yeteneği, bilinçli bir abartma tekniği var. Los Angeles’te sinema okumuş olmasının bunda bir payı oldu mu bilmiyorum.
Önce bizden hikâyelerle başlamıştı. Üniversiteye türbanla girememek, politik nedenlerle kimlik değiştirmek gibi çeşitli nedenlerle peruk takan dört kadının kendilerini anlattığı dört ekranla çıkmıştı karşımıza.
Yazının devamını okumak için tıklayın.