Hayatımızda bir kesik el var şimdi. Hayalet gibi aramızda dolaşıyor.
Yıkılmasına karar verilen İnsanlık Anıtı adlı heykelden söz ediyorum. Fotoğraflarda heykelin en dikkatimi çeken tarafı, yerde duran o kopmuş el parçasıydı. Koparıldığı bedene geri dönmek isteyen bir el. Belki dosta, belki düşmana, bir olasılıkla kardeşe ya da komşuya uzatılmak istenmiş, ama geri çevrilmiş bir el. Birden o kadar çok şey simgeledi ki gözümde, heykel olayının en önemli boyutuymuş gibi algıladım onu.
Sanatçı Mehmet Aksoy karşılıklı duran iki insan figürünü ortadan kesilmiş gibi yarım yapmakla, belli ki insanlığın bölünmesini simgelemek istemiş. Tekrar bütünleşmek, barışmak isteyen bir insanlık özlemini yansıtarak, dramatik bir gerilim kurmuş. Belki birbirine uzatılacakken havada kalmış bir el sıkışma eylemini de bu şekilde bölerek daha trajik bir boyut eklemiş gerilime, o elin kopartılmış şekilde uzakta durmasını istemiş, yorumu bize bırakıyor: Kaçırılmış bir fırsat mı, yoksa tekrar el sıkışmak için bir umut mu?
Ermenistan’la yılan hikâyesine dönen yakınlaşma-uzaklaşma gelgitinde, sınıra yakın, Kars gibi tarihle yüklü bir yörede, henüz başarılamamış bir yüzleşmeyi bize hatırlatmak, bir barış umudunu sanatla canlı tutmak açısından ilginç bir çalışma. Sanat değeri çok yüksek olmayabilir, ben şahsen Aksoy’un erken dönemlerinde yaptığı Koç Başı ve Geyik Başı gibi yarı soyut işlerini daha çok severim. Türk heykel sanatının da zaten, dayandığı gelenek açısından, soyut alanda çok daha başarılı ve güçlü olduğunu düşünüyorum. Fakat İnsanlık Anıtı bence bir tek o kesik el sayesinde, çok önemli bir simgesel, kavramsal damara dokunmuş. “Ucube” tanımını sırf o yüzden hak etmiyor. Dahası, heykel yıkılsa bile, yıkıldıktan çok sonra, uzun süre, o kesik el gerçekten bir hayalet gibi peşimizi bırakmayacak diye düşünüyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.