Aşk olsun! Bir yemin daha bozdurttunuz bana, televizyonda Türk dizisi izledim. Ama iyi ki izlemişim, çünkü Muhteşem Yüzyıl’ı beğendim, ufak tefek pürüzler dışında gayet düzgün bir çalışma. Fakat bunlar ayrıntı, çünkü dizi kötü olsaydı da savunacaktık, diziyi aşan çok temel ilkeler nedeniyle. Sadece, yapıt iyi olunca savunmak daha bir keyifli oluyor.
Diziyle ilgili akıl almaz protestoları izledikçe, yıllar önce yaptığım bir röportajı hatırladım. Amerikalı Osmanlı tarihçisi ve Kanuni dönemi uzmanı Profesör Cornell Fleischer ile bir sohbet sırasında, Türkiye’deki milliyetçi muhafazakâr ve dinci sağ kesimin Osmanlı tarihine bakışını ele almıştık. O dönemde tabii Refah Partisi ve çevresiydi gündemde olan, fakat bazı konularda Türkiye’de zaman sanki hiç yerinden kıpırdamıyor, ya da öyle geliyor insana.
“Beni şaşırtan şey” demişti Cornell Fleischer, “kısmen mitolojik bir Osmanlı geçmişinin nasıl etkili ve ısrarlı bir şekilde yaratıldığını ve yayıldığını görmek.”
Sözlerine devamla şunları söyledi: “Mesela tek tek bazı Osmanlı sultanlarının idealleştirilmesi, en yüce İslami ilkeleri kişiliklerinde barındırdıkları tarzı görüşler, sultanlar içki içiyor muydu, özel hayatları nasıldı gibi tartışmalar, sultanları sadece hükümdar olarak değil de yüksek ahlak temsilcileri olarak görme arzusu, tarihi tamamen ıskalamak bence.” (Milliyet, 28 Temmuz 1997)
Gördüğünüz gibi, değişen bir şey yok. Show TV’de yayınlanan Muhteşem Yüzyıl dizisinin de “Osmanlı hükümdarının mahremine saygısızlık edildi” gerekçesiyle, önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından “ihbar” edilmesi, ardından protestolarla RTÜK’ün baskı altına alınması ve nihayet diziye “uyarı cezası” verilmesi, tarihi gene ve fena halde ıskaladığımızı gösteriyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.