Bir süre önce elime bir kitap geçti. Türkiye’de demokrasi giderek liberalleşiyor, önemli dönüşümler oldu, bu yoldan geri dönüş artık bayağı zor diyen, dolayısıyla politik kültürün değişebileceğini savunan bir kitap bu. Yazarının Türkiye’yi tanımaya çalışan Yunanlı bir siyaset bilimci olması ayrıca ilginç geldi bana.
Ioannis Grigoriadis, Bilkent Üniversitesi’nde hocalık yapan, hem de Atina Üniversitesi’nde Avrupa ve Dış Politika Araştırmaları Vakfı’nda görevli bir bilim adamı. Macmillan Yayınları’ndan çıkan kitabının adı Avrupalılaşma Sınavları: Türk Politik Kültürü ve Avrupa Birliği.
Kitap Türkiye’nin AB üyeliğine resmen aday olmasından beri meydana gelen değişimi gerçek bir bilimsel tarafsızlıkla ele alıyor. Ama bütün görüşlerine katılamadım. Belki dışarıdan baktığı için, fazla iyimser geldi bana. Bazı görüşlerine ise yürekten katıldım.
Mesela, Kemalist modernleşme projesinin en zayıf halkası politik kültürdür görüşü bence doğru. Şark devletinden Avrupa devleti yaratmak dev bir proje, tamamlanamayışına şaşırmamak lazım.
Yazar bunu, bireyleri “tebaa” olarak gören politik kültürden “katılımcı” politik kültüre geçiş olarak tanımlıyor. Osmanlı-Türk geleneğinde devletin her şeyin üzerinde “aşkın” bir güç olarak algılandığı ve yurttaşları halen devletin boyunduruğunda gördüğümüz doğru.
Bunu bir yana bırakıp Avrupa’nın geliştirdiği “faydacı” devlet anlayışına, yani katılımcı politik kültüre evrilmeyi ne ölçüde başarabildik? Bireyi temel değer olarak alıp devleti onun hizmetinde gören anlayışı benimseyebildik mi? Çoğulcu müzakere üzerinde yükselen “liberal Avrupa paradigmasına” ne kadar geçebildik? Herhalde çok az.
Yazının devamını okumak için tıklayın.