Nedir bu şiddet, bu celal? V.S. Naipaul Müslümanlara parazit demiş, İstanbul’da onur konuğu olmasınmış.
Bir kere, Müslümanlara parazit dememiş, bu yanlış. Kitap İnternet’te, buyurun, okuyun. (Akıllı bir yayıncı hemen çevirse iyi para kazanır.)
O kelimenin geçtiği pasajda köktendincilikten bahsediyor, İslamiyet’ten değil.
İslami fundamentalizmin hem Batı’yı reddedip hem Batı’nın teknolojisine, düşüncesine ihtiyaç duyduğunu söylüyor. “Bütün bu Batı’yı reddediş bir varsayıma dayanıyor, böyle hazır bir uygarlık var ortada, yaratıcı, yaşayan, garip şekilde kutupsuz, isteyenin kullanımına açık. Yani ret mutlak değil. Ama bir yandan da cemaatin entelektüel çabadan vazgeçmesi demek. Yani parazitleşmek. Fundamentalizmin itiraf edilmemiş özelliklerinden biridir parazitlik.”
Yani “geri zekâlı” da demiyor, akıl tutulmasından söz ediyor, üçüncü dünyalıların fikir üretememe hali. Doğruluk payı yok mu? Aziz Nesin’in ruhu şad olsun.
Naipaul burada uygarlıklar çatışması denen kavganın ikiyüzlülüğüne işaret ediyor aslında; herkes birbirini kullanıyor, herkesin birbirine ihtiyacı var, ama işine gelince kötüleyip dışlıyor da. Naipaul’un bir eksiği varsa, o da bu ikiyüzlülüğün Batı’daki tezahürünü eleştirmemesi.
Bunun nedeni de gayet açık. Naipaul İslamiyet’e ve onun köktendinci yüzüne öfke duyuyor, doğru, ama bu çok daha büyük ve kendisini de içeren bir başka öfkenin ve korkunun parçası: Bir zamanlar üçüncü dünya dediğimiz, gelişmemiş toplumların karanlığından duyulan korku. Kendisi de açıkça söylüyor. Onun verdiği isim “bozkır” (İngilizce “bush” yani çalılık, uygarlığın dışında kalan yer, “yaban”.)
Üçüncü dünya insanlarına karanlık bakışının nedenini bir söyleşide şöyle açıklıyor: “Bozkırın beni yutacağı korkusundan kaynaklanıyor, bu korkudan kurtulamadım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.