“Sizi burada istemiyoruz. Gidin buradan, yoksa...”
Bu tehdide hedef olan kişi korkaksa kaçar, cesursa kalır. Tophane’deki sanat galerileri şimdilik kalıyorlar. Yeterince korkmadıkları için değil, fazlasıyla korkmuşlar bence, üzerlerine taşla, demir çubukla, biber gazıyla silahlanmış adamlar saldırınca. İçeriye kapanıp barikat kurdukları sırada, canlarını kurtarabilecekler mi henüz bilmedikleri, öldürülme olasılığı soğuk bir el gibi karınlarını sıktığı o feci dakikalarda, fazlasıyla korkmuşlar, evet, böyle bir şiddete hedef olmak dünyanın en büyük yalnızlığıdır, can pazarıdır, sağ kalırsa olay uzun süre rüyalarına girer insanın, arkasına bakmadan yaşayamaz, ruhunda açılan yarayı nasıl iyileştireceğini bilemez.
Kimse onlara Post Travmatik Stres Sendromu tedavisi önerdi mi bilmiyorum, ama ihtiyaçları olduğundan eminim. Bence korkmadıkları için değil, yaptıkları şeyin güzelliğine ve doğruluğuna inandıkları için kalıyorlar Tophane’de: İstanbul’da güncel sanatı yaygınlaştırmak için.
Düşman bakış şöyle der: Biz onlardan böyle bir şey istemedik, gitsinler başka yerde yapsınlar! Geçen gün ömrünü sanat ve kültür faaliyetlerine adamış bir arkadaşım acı bir şaka yaptı: Hayatımız kimsenin bizden istemediği şeyleri yaparak geçti. İstenmemek ne acı şeydir. Fakat insanoğlu sanatı nasıl istemez? Tek bir neden geliyor aklıma: Sanatın ne olduğunu henüz bilmediği, sanat henüz onun hayatına şifalı eliyle dokunmadığı, kişisel titreşim yaratmadığı için.
Tophane halkına ve galerilere bir önerim var: O mahallenin tarihini, dedelerin göç hikâyelerini, ninelerin örtülerini, hayatın zorluklarına göğüs gerdikleri türkülerini, babadan kalma bir tespihi, memleketten gelen bir mangalı ya da siniyi, dilek çaputlarını, derviş masallarını, aile fotoğraflarını biraraya getirip muazzam bir sanat şöleni yaratsınlar; kendi hayatları galerilerde onlara sanat olarak yansısın, ruhlarına dokunsun.
Yazının devamını okumak için tıklayın.