Kafam karışınca, Profesör Şerif Mardin’in 1986 tarihli “Modern Türkiye’de Din ve Siyaset” makalesini yeniden okudum, biraz zihnim açıldı.
Üç önemli saptama yol gösterdi. Bir kaç alıntıyla özetlemek isterim.
“Genç Osmanlılar kendilerini, aydınları harekete geçirmeye adamışlardı. Fakat Sultan Abülhamid’in daha ustaca bir yöntemi vardı. Genç Osmanlıların yaklaşımı yeni bir siyasal katılma mekanizması yaratmaktı ve bu katılma kaçınılmaz olarak yalnızca seçkinlerle ilgili olacaktı. Hâlbuki Abdühamid halka ulaşmanın aracı olarak tarikatları kullanmıştır. Bu çok zekice bir hareketti.”
Şimdi, mücadelenin hala aynı olduğu açıkça görülüyor, değil mi? Bir iki alıntıya daha ihtiyacım var. Osmanlı tipi, devlet bütünlüğünün korunması ve İslam’ın yüceltilmesi şeklindeki “hikmet-i hükümet” görüşüne karşı, Cumhuriyet’le “modern devlet” anlayışına geçtik ve bir devrim yaşadık. “Atatürk modern devletin bir ‘yurttaşlık dini’ ile desteklenebileceğine inanıyordu. İslam’ın rolü ikinci derecede, kişisel bir değer olmaktan ibaretti.” Ama bu amaçla, kişisel sorumluluğu geliştirecek kurumların da yaratılması gerekiyordu. Teçhiz edildiği hak ve özgürlüklere sahip çıkacak donanımda, özerk bir yurttaş- birey doğacaktı. “Atatürk’ün Türkiye’yi böylesine katı biçimde laikleştirmiş olmasının sebebi, bir devlet dini olarak İslam’ın vatandaşa bu özerkliği vermediğine inanmış olmasıydı.”
İşte size iki soru: Şimdiki, daha sivil toplum veya gönüllü hareketi görünüşlü cemaat ve tarikatlar acaba bireye bu özerkliği tanıyor mu? Kuşkuluyuz. Öte yandan, Kemalizm bireye bu özerkliği tam olarak kazandırdı mı? Onun cevabı iyice hayır. Şerif Mardin’e göre, sosyal adaletin gerçekleşmesi açısından da, genel bir ahlaki dayanak sağlamak bakımından da Kemalizm eksik kaldı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.