Yaratıcı yazarlık okullarının yararı kadar zararı da mı var? Elif Batuman son makalesinde böyle bir tartışma başlattı. Amerikan eksenli de olsa bu polemiği önemsiyorum.
Amerika’da yüksek lisanslı yazarlık mezunu olmayan romancı neredeyse kalmadı. Toni Morrison’dan Thomas Pynchon’a kadar bütün ünlü yazarlar böyle. İngiltere için de durum aynı.
Edebiyat kuramcısı Mark McGurl’ün bu duruma olumlu bakan Yaratıcı Yazarlığın Yükselişi (Harvard) kitabını eleştirdiği, “Gerçek Diplomayı Al” başlıklı yazısında Batuman bazı sakıncalara değiniyor. Adeta iki gezegen oluştu diyor, birinde gerçek sanat eseri “büyük edebiyat” niteliğinde roman yazılırken, diğerinde “kurmaca” diyebileceğimiz kaliteli ama etkisiz ürünlerle dolu bir piyasa gelişmekte.
İtirazlarını iki noktada toplamış Batuman: 1) Yaratıcı yazarlık kursları edebiyat tarihini gözardı etti, yani başka yazarları okumayı unutup, teknik beceriyi öne çıkarttı diyor. “Teknomodernist” bir cahilliğe yatırım yapıldığı kanısında. Kitapçılar iyi romanlarla dolup taşıyor, ama kaç tanesi bizi heyecanlandırıyor?
2) Politik açıdan sakıncalı bir de eğilim saptıyor; bir tür etnik azınlık edebiyatı oluştu, alt kültür ve farklı sesler yansıtmak adına “edebî getto” tarzı pazarlama kategorileri yaratıldı, böylece kültür kendi içinde yeniden kolonize ediliyor düşüncesine sahip.
Elbette yazarlık okullarının edebiyatçılığı yaygınlaştırmak gibi bir yararı olduğunu kabul ediyor; ama bu kurslar biraz daha dünya ve tarih bilinci aşılasa daha iyi olmaz mı diye bitirmiş yazısını. Amerika’da unutulmaya yüz tutan evrenselci, hümanist bir bakış açısı olduğu söylenebilir.
İlginç bir tartışma. Edebiyat yazarlığı böyle karmaşık tartışmalara konu oluyorsa, edebiyat okurluğu da zorlaştı demektir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.