Uzun bir ayrılıktan sonra uçağınız Türkiye’ye indi. Daha ülkeye adım attığınız anda bir gariplik hissediyorsunuz. Taksi şoförü esefle başını sallıyor, ah ah ortalık çok kötü ablacım, keşke dönmeseydiniz, ben de dönmeseymişim, Almanya her şeye rağmen iyiymiş meğer. Berlin’de Adlon Oteli’ni bilir misiniz? Orada kebapçı restoranım vardı, kayınbiradere devredip döndüm, dönmez olaydım, baksanıza, fiyatlar arttı, işsizlik dizboyu, gençler polisle çatışıyor, benzin ateş pahası, etraf casus kaynıyor, Amerika’yla aramız iyi değil, İsrail sağı solu bombalıyor, Amerika bir yerleri işgal etmiş çıkamıyor, İran karıştı, birileri Türkiye ilerlesin istemiyor ablacım, ne olacak bu gidişin sonu?
Şoför yetmiyormuş gibi, havaalanında şöyle gündemden haberdar olayım diye topladığınız gazeteleri açıyorsunuz, başlıklara göz gezdirdikçe, içinizdeki o tuhaf duygu daha da artıyor: Polis gösteri yapan öğrencileri copla kıyasıya dövmüş; köpekbalıkları insanlara saldırmış; hükümet katı bir dille muhalefete çatıyor, muhalefet hükümeti yerden yere vuruyor, Başbakan öğrenci olmayanlar da karışmış araya diyor, üstelik öğrencilerin Üniversite’de ne işi vardı, kimse onları davet etmedi diye gürlüyor.
Başarısız askerî darbe girişimleri olmuş, kontrgerilla yayınları yapılıyor, darbe komplosu yapanlar tutuklanmış, ay hiç değilse bu olumlu derken şaşırıyorsunuz, o da ne, hukuk süreci yerle bir, tutuklamalar cezaya dönüşmüş, insanlar yıllarca hücrelerde çürüyor, yargısız infaz ülkesindeyiz, haklıyla haksız, doğruyla yanlış birbirine girmiş, aman Tanrım diyorsunuz, ben sadece Türkiye’ye gelmemişim, 1970’lere dönmüşüm!
Amerika’da birileri gizli askerî belgeler yayınlamış, Amerikan yönetimi rezil olmuş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.