Ahmet Altan “Sacco ile Vanzetti” başlıklı yazısında Sacco ve Vanzetti adlı iki İtalyan anarşistin masum olmalarına rağmen idam edilmelerinin, Amerikan halkına ağır bir sorumluluk yüklediğini yazdı. Altan: “Onlar için şarkılar söylediler. Kitaplar yazdılar. Piyesler sahneye koydular. Ama o vicdan azabını hep hissettiler” dedi ve; “Onları suçlayan haberler ve yazılar yerine, onları savunan güçlü haberler ve yazılar yayınlansaydı o iki masum insan kurtulur, koca bir toplum derin bir pişmanlıkla yaralanmazdı” değerlendirmesinde bulundu.
Altan, buradan hareketle Güngören’de meydana gelen patlamanın “sorumluları” olarak içeri alınan insanların masum olabileceği yönünde güçlü şüpheler bulunduğunu belirtip, suçlayanlara isyan ediyor. Altan buraya kadar yazdıklarında sonuna kadar haklı ama sanıyoruz sormadığı soru şu: Bu ülkede masum olarak öldürülen kaç kişinin ardından bir şarkı sözü yazıldı, kitaplar basıldı, piyesler sahneye konuldu?..
Hrant’ın katilleri için türkü yakan bir “sanatçı” ve bunu gizli ya da açık alkışlayan bir o kadar “aydın”, “sanatçı” ve “bilim adamının’’ var olduğu bir sanat ortamından, masumlar için çarpacak bir yürek arayışı, çok vicdani ve insani bir duygu olmasına karşın, sanki bu duygunun üzerine ölü toprağı mı serpildi?
Elbette umut var. Sessiz kalabalıkların bir slogana dönüşen “hepimiz Hrant’ız” çığlığı çoktan paslanmamış vicdanların şarkısı oldu. Doğruların ‘Taraf’ı olma iddiasıyla yayına giren bu gazetenin, maşeri vicdanda bulduğu karşılık da bunun bir diğer önemli göstergesi. Ama o şarkıyı besteleyecek şarkıcılar, onun romanını yazacak yazarlar, onun piyesini canlandıracak oyuncular o kadar az, o kadar silik ve o kadar sessiz ki...
Sorarız Ahmet Altan’a, Ahmet Kaya’yı “Kürtçe şarkı yaptım” dediği için sürgünde ölmeye zorlayan “sanat ortamından” ne bekliyorsun diye? Üstelik bu “sanat ortamı”, “aydın iklimi” ve “medya dünyası”, her geçen gün biraz daha pespaye “devlet bültenlerine” dönüşürken, kim sulayacak bu insan ve vicdan tarlasını? Bu tarlalar, Altan’ın beklediği insan ve vicdanı yetiştirecek verimlilikte olmasına rağmen, o tarlaların çiftçisi hükmündeki “aydınlar”, sırtını dayadıkları “tarımı destekleme fonlarını” arttırmak için, ‘sinema ve telif hakları genel müdürlüğü’ ile ‘tanıtma genel müdürlüğü’ arasındaki gelgitlerine devam ettikleri sürece, o tarlaları hiçbir zaman sula(ya)mayacaklar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.