Anayasa Mahkemesi’nden çıkarılan AKP’nin kapatılmama kararı, AKP içindeki “devletçiler” ile “demokratlar” denkleminde dengeyi, devletçilerden yana değiştirmiş olmalı. Zira kararın bu yönde çıkması için gerekli kulis faaliyetleri ve eğer varsa pazarlıkları yürütenler bunlardı. Hemen hatırlatmakta yarar var: Devletçiler kanadında yer alan AKP’nin önde gelen üyelerinden biri Fikret Bila’ya verdiği demecinde şunları söylemişti:
“Eğer AK Parti kapatılırsa bunun iki önemli sonucu olur: 1. Ekonomi reel krize girer, 2. Güneydoğu’yla siyasi bağ ‘DTP hariç’ tümüyle kesilir. Çünkü DTP ve AK Parti dışında, bölgeyle bağı olan başka siyasi parti yok. AK Parti kapatılırsa hem genel hem de yerel seçimlerde bölge tümüyle DTP’li olur. Kapatmaya en çok DTP sevinir. Güneydoğu’da halk başka sulara yelken açmak için yönlendirilir.” “…AKP’nin de hataları, yanlışları oldu tabii. Ama önemli olan Türkiye’nin çıkarları olduğuna göre, o hatalar ve yanlışlar da düzeltilebilir.” “…Sorunlar karşılıklı konuşulabilir. Ne bileyim, Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) bile ele alınabilir. Nedir şikâyet edilen? Laiklik konusunda halkın bir kesiminde ortaya çıkan endişe? Evet, bu doğru. Böyle bir endişe var. Bunu yok sayamazsınız. O halde bu endişeyi gidermek gerekir. O bakan veya bakanlar değiştirilebilir. Başörtüsü/ türbandan mı kaygı duyuluyor? Başörtüsünün liselerde, ilköğretim kurumlarında ve kamuda kullanılmasını önleyecek yasal düzenlemeler yapılabilir. İdare hukukunda ve ceza hukukunda yeni hükümler konulur ve güven artırılır.” “…Önemli olan, bu adımların Türkiye’yi rahatlatacak olmasıdır.”
Yukarıdaki sözler söylendiğinde ortaya atılan temel sorulardan biri şuydu: Bu çağrının muhatabı kim. Daha sonraki gelişmeler ortaya çıkardı ki, benzer içerikli mesaj “muhatabına” Sinan Aygün aracılığıyla doğrudan da gönderilmişti.
Bu mesajlaşmanın Yüce Mahkeme’nin kararına nasıl etki ettiğini şimdilik bilemeyiz. Oyunu AKP’nin kapatılmaması yönünde kullanan asker kökenli mahkeme üyesinin kullandığı oy da bizi doğru sonuca ulaştırmaz.
Mahkeme’den çıkan kararın arkasında pazarlık olup olmadığını ancak iki şekilde öğrenebiliriz. Birincisi, tarafların çıkıp açıklama yapması –ki bu olası değil. İkinci yol ise daha açık ve seçik. Eğer varsa pazarlık yukarıda alıntıladığımız çerçevede gerçekleşmiş olabilir. Bu durumda önümüzdeki günleri bekleyip “güven artırıcı önlemler paketinin” açılmasını bekleyeceğiz. Bir de AKP içindeki “devletçilerin” “demokratlara” karşı belirgin bir şekilde ne kadar güçleneceğine bakmak gerekiyor.
Eğer bunların hiç biri geçerli değilse, en azından laikçiler “uzlaşma” adı altında AKP’den yeni “kapitülasyonlar” bekleyecekler. İstenecek kapitülasyonların üst sınırının Ergenekon uzlaşması olup olmayacağını bilmiyoruz ama alt sınırının ne olduğu belli: Türban talepleri bir daha açılmamak üzere gömülecek… AKP bu konuda bir şey yap(a)maz olacak. Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak gerekçeli karar muhtemelen siyasi partilerin özgürlük alanını biraz daha kısıtlayacak ki bu da kaçınılmaz gözüküyor.
Ayrıca Haşim Kılıç’ın ifade ettiği, ‘yeni Anayasa çalışması yapmak’ da AKP’nin inisiyatifinden çıkmaya başlamaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin bu son kararla birlikte, bundan sonra yapılacak Anayasa çalışmalarında ‘laikçi kesim’ onay makamı olmaya başlayacaktır. Onların onaylamadığı hiç bir çalışma “uzlaşma” payesine erişemeyecektir. MHP, DTP ve AKP uzlaşmasıyla yapılan üniversitelerde türban düzenlemesi(zliği)ni laiklik karşıtı algılayan ve bunu Anayasa Mahkemesi’ne onaylatan Cumhuriyet Başsavcısı da artık bu anlamda rejime yeni bir sigorta/ balans daha getirmektedir. Kanun çıkarmak bile laikliğin odağı olmayı gerektirirken, izinsiz Anayasa yapmak hiç kimsenin haddine olamayacaktır…
Peki AKP bu boyunduruktan kurtulabilir mi?.. İşi hiç kolay olmayacak ama, yerel seçimlerle birlikte yapılacak bir erken seçim ve kritik düzenlemeleri referanduma sunarak belki bu oyun bozulabilir. Artık yalnızca AB’den meşruiyet aramak da AKP’nin boynuna takılan boyunduruğa çare olamayacaktır…