Üniformalılar için yakaya takılacak bir yıldız, göğse yerleştirilen yeni bir madalya. Vatanı kurtaran veya koruyan olmak. Üniformanın içinde, bütün herkesin üstünde bir yetki ve sorumluk sahibi gibi davranmak mıdır savaş? Uyuşturucu ticaretine ve rant kapısına kılıf bulup; “yaptığımız her şey vatan için” demek ve ETÖ gibi çeteleşmek midir yoksa. “Biz en güçlüyüz, en çok biz öldürürüz,” böbürlenmeleriyle meydanlarda nutuk atmak, servet yapmak, ün kazanmak mıdır savaş?
Ya oğlu kendi rızası dışında dağa ya da askere giden ve bir daha dönmeyen ya da yarım adam olarak dönen gençlerin anneleri için
nedir savaş? Kırgız Cengiz Aytmatov anlatıyor
Toprak Ana adlı kitabında bunu. Oğlunun cenazesi kapısının önüne geldiğinde; “bir oğlum daha olsa onu da gönderirim,” demesi çok acı ve önemli değil mi
anamın? Kaybedebilecek her şeyin kaybedildiği ve; “bundan öteye bir acı yok, oğlumu öldürenler de ölmeli” bedduasına ne demeli
anamın? Dışarıdakiler de bağırırken; “şehitler ölmez” diye, birileri de gelip başsağlığında “vatan sağolsun” dememizi istiyorlar değil mi?
Bir kez daha düşünün neden gitmişti oğlunuz dağa ya da askere? Vatanı korumak, kurtarmak için ya da Kürtler dillerini konuşsun, kendi dillerinde eğitim alsınlar diye değil mi? Bir
Besra Teyze vardı komşumuz. Türkçesini zar zor anlardık. Kendi kendine türküler mırıldanırdı neşelendiğinde ya da üzüldüğünde. Kızdığında da Kürtçe bağırırdı çocuklarına. Sonra da gülerek
“ne edeyim, ahanda Türkçem bitmiştir” derdi. İşte o Besra Teyze’nin torunları onun dilinde eğitim alırsa bu vatan bölünürmüş öyle mi?
Hainler ayaklanmış ve senin oğlun da onun için gönderilmişti sınır karakoluna.
Yazının devamını okumak için tıklayın.