AKP Diyarbakır’ı alabilir mi? Bu soru Kürt siyasetini yakından izleyen gözlemcilerin de kafasını karıştırıyor. Örneğin Bejan Matur Diyarbakır’ın suyunda İzmir’deki gibi arsenik de çıksa, bölgenin özel şartlarını gözeten bir ajanda ile Kürt sorununu realize etmeden, AKP’nin Diyarbakır’ı almasının kolay olmayacağının altını çiziyor. Matur’a göre, sorunu realize etmek için öncelikle Kürtler’in büyük çoğunluğunun muhatap olduğu sorunların neler olduğu konusunda samimi bir envanterin çıkarılması gerekli. Daha sonra yapılması gereken ise, Türkiye şartlarında var olan sorunların hangi araçlarla çözülebileceğinin arayışına girmek. Örneğin diyor Matur, “Kürtlerin kimlik talepleri, dil haklarından doğan talepleri, eğitim talepleri var. Ayrıca sayıları azımsanmayacak bir grubun, dağdakilerin indirilmesi talebi var. Dil talebinin realize edilmesi bağlamında, AB uyum yasaları çerçevesinde adliyelerde Kürt vatandaşların savunma hakları tercüman aracılığı ile sağlanır ve böylesi bir uygulamaya sadece adliye ile sınırlı kalmayıp diğer kurumlarda da geçilmesi önemli bir başlangıç olur.”
Matur’un “realize” ettiği “kimlik siyaseti” temelli taleplerin, Türkiye şartlarına uygun araçlarla çözümünün AKP’ye Diyarbakır’ı kazandıracağından kuşkuluyuz. Matur ve diğer gözlemcilerin düştüğü temel bir yanılgı var: Kürt sorununu salt kimlik siyaseti ile açıklamaya çalışmak. Oysa “kimlik” olgusunun kimler tarafından, nasıl ve ne yöne doğru çevrildiğini / mobilize edildiğini kavramak, kristal kimlik talebinin kendisi kadar önemli.
2000 yılından bu yana, bölgede kimlik siyasetinin yeniden anlamlandırılmasını isteyen yeni yeni aktörler, giderek güç kazanmaya başladı. Artık bölgede PKK’nın tek etkin belirleyici olduğunu söylemek oldukça zor. O halde, Kürtler’in kimlik talepleri, dil haklarından doğan talepleri, eğitim talepleri, hangi aktörün nasıl şekillendirmek istediğini bilmeden, salt bu taleplerin karşılanması için yapılacak “realizasyon” politikaları, AKP’ye başarı kazandıramaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.