“Kuç”, Botan Kürtçesinde “taş” demektir. “Kuçe” ise, “küçelere su serpmişem, yar gelende toz olmasın” dizelerinde geçtiği üzere, “sokak” demektir. Diyarbakır’da bizim çocuklarımız, kavşaklarda araba camı silerken, çarşıda, pazarda çiklet, mendil satarken, kapkaç yaparken, okul önlerinde arkadaşlarına pusu kurarken, bally çekerken, sürüler halinde gezerken “Kuçe çocukları” olurlar. Polislere taş atarken de “Kuç çocukları”. Şu sıralar revaçta olanlar, ya da medyatik olanlar “Kuç çocukları”. Kimi bu çocuklara verilen cezaları adaletsiz buluyor, kimi içerde geçirecekleri değişime dikkat çekiyor. Kimi uğruna 23 Nisan resepsiyonunu boykot ediyor. İşin doğrusu şu ki; onlar “Kuçe çocukları”nın sadece küçük bir bölümünü oluşturmakta. Onlar “Genç Apaçiler” olarak, büyük reis Serok’un emrine henüz yeni yeni girenler. Ya diğerleri?
Diğerlerinin sayıları Diyarbakır’da binlerle ifade ediliyor. Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nün verilerine göre 10 bin civarındalar. Bunların yarıdan fazlası; 13-18 yaşları arasında. Sokakta çalışma yaşı ise 7 yaşına kadar düşmüş durumda. Diyarbakır’da “sokak çocukları” tanımı da farklı. Diyarbakır’da yukarıda saydığımız işlerle uğraşan, hayatını sokaklarda kazanan çocukların hemen hepsinin aslında bir ailesi var. “Sorumsuz anne-babalar, doğur sal sokağa cahilliği, baba evde yatsın, çocuk çalışsın” sözleri ile açıklanacak basitlikte de değil. Köyden kente hızlı göç, işsizlik, eğitime yeterince yapılmayan yatırım, kentte spor alanlarının yetersizliği, sosyal aktivitelerin sıfır düzeyde olması gibi sayılabilecek onlarca sorun söz konusu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.