Parlamentoda ve belediye başkanı adayları arasında, ülkenin nüfusunun yüzde 51’ini kadınların oluşturduğu hiç anlaşılmıyor. Var olan kadın politikacılar ise, parti politikalarının tespiti ve uygulanması konusunda etkinlikleri yok denilecek kadar az. Kadınların aktif siyasette temsilindeki azlığına karşın, gizli bir ağırlıklarının varlığını da hepimiz bilmekteyiz. Onlar ama anne ama abla ve eş olarak gizliden gizliye erkeklerin düşüncelerini de bir kanaviçe gibi işlemektedirler.
Kadınlara hitap eden, onların gücünü iyi değerlendiren politikacılar örneğin Mardin’de olduğu gibi evin çeşmesinden su akıtan, çocuk yardımını annelerin hesabına yatıran ve yolları asfaltlarla bezeyen partiler, seçimlerde daima iyi sonuçlar elde edecekler değil mi? 1970’lerde CHP’nin yüzde 40’lara dayanan oylarında da, 1990’larda RP’nin beklenmeyen yükselişinde de, hep kadınların kapı kapı dolaşarak yaptıkları propagandaların etkisini kolaylıkla söyleyebiliriz.
Doğuda kadınların gücüne dayanan ya da onların gücünden fazlasıyla yararlanabilen bir diğer parti de DTP. Etnik temellere dayalı politikalar, PKK’nın varlığı, yıllardır bölgenin ihmal edilip geri bırakılmış olması, erkeklerin oylarının yönünü kolaylıkla kendisine çevirmekte. Doğudaki seçimlerde –özellikle de küçük yerleşim birimlerinde- hâlâ aile büyükleri, köyün ağası, aşiret reisi veyahut şeyh efendi ne derse onun söylediğinin kanaatleri şekillendirdiğini söylemek bir kehanet olmasa gerek. Hiçbir parti bu bölgede parti politikalarına, imajına, yaptığı hizmetlere veya ikna edici vaatlerine güvenerek seçimleri kazanmasının garanti olduğunu söyle(ye)mez.
Yazının devamını okumak için tıklayın.