Bazı çevreler bizim burada yazdıklarımızdan hareketle “içer(i)den” bilgiler aldığımız yönünde iddialar ortaya atıyor. Türk medyasının “geleneksel araştırmacı gazetecilik” yöntemi –basın şehidi Uğur Mumcu’dan sonra- hep hazır bilgilerin kendilerine servis edilmesi biçiminde olduğu için, bizim için de bu şekilde kolaycı değerlendirmeler yapılıyor. Bir diğer anlatımla, derin devlet teleşnikofu/medyası, hep içer(i)den sızdırılan bilgilerle manşetler attığından, hatta içerden yazılan yazılar aynen köşelere taşındığından, üniformalı elitlerin anlatımları ile birebir örtüşen üslup ve ifadeler kullanıldığından, bizim yazdığımız yazılar da aynı çerçevede değerlendirilebiliyor ki hata yapılıyor...
Şimdiye kadar yazdığımız hiç bir yazıyı ama hiç bir yazıyı, içer(i)den gelen bilgi, ima, ya da yönlendirme ile yazmadık. Yazdığımız analizlerin doğruluk oranının yüksek olması içerden aldığımız bilgilerden değil, Türkiye’de güvenlik sisteminin nasıl çalıştığını çok iyi bilmemizden kaynaklanıyor. 20 yıldır bu konuda uzmanlaşmış iki akademisyen olarak, medyada çıkan bir haberin içerdeki (ve dahi dışarıdaki) izdüşümünü anlıyor olmak bizim için önemli bir avantaj. Bundan da gurur duyuyoruz.
Örneğin geçen yazımızda dile getirdiğimiz ‘İstihbarat Şube’nin dağıtılması’
Milliyet’te çıkan (6/8/2008) Adil Serdar Saçan röportajındandı. Saçan aynen şöyle diyor: “Vali, (Mesut Yılmaz’a yakın olduğu söylenirdi) dönemin İstihbarat Şube Müdürü ve teknikten sorumlu İstihbarat Müdür Yardımcısı’nı kendisini izledikleri gerekçesiyle İstanbul dışına tayin etti. ...Ancak, ikisinin de bu işte bir sorumluluğu yok. Veli Küçük dosyasının kapatılmasının bunlarla bir ilişkisi yok.” İşte burada sorulması gereken soru da şu değil mi? O zaman kim kapattı? Demirel’in söylemiyle, ‘Afyon Dinar bandosu şefi mi?’
İşte bu aşamada, bir analistin o dönemdeki etkili siyasetçinin yaptıklarına bakması gerekiyor ki, biz de onu yaptık. Ancak dönemin siyasetçisine “ETÖ’yü siz mi kapattınız” sorusu yöneltildiğinde ilginç bir manevrayla, başbakanlığı döneminde Susurluk olayına karşı yaptıklarını gündeme getiriyor ve “elimden bu kadar geliyordu” diyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.