Ergenekon iddianamesini okurken savcıların izlediği yöntem bize Amerikan güvenlik örgütlerinin kaçakçıları izlemek üzere kurdukları ‘Kızılderili’ ünitelerinin yöntemlerini hatırlattı. Gölge Kurtları adı verilen bu üniteler, geniş Arizona çöllerinde sınırı geçen kaçakçıların izlerini sürerken çölde buldukları bir izin, eski ya da yeni olmasına bakarak kaçakçıların geçiş zamanlarını; izin derinliğinden hareketle taşıdıkları yükün ağırlığını; çalılıklarda bıraktıkları elbise parçalarından da gidiş yönlerini tespit edip başarılı sonuçlar alırlar. Bu yöntemde temel varsayım, Arizona çöllerinden kaçakçıların geçtiği ön kabulü üzerine kuruludur.
Savcıların iddianamesinde de Ümraniye’de bulunan el bombalarının izinden yola çıkarak şu temel varsayım ortaya konuyor: “Bu ülkede kendine derin devlet adı veren çeteler var ve bu bombalar onlara ait.” Sanırız bu görüşe Ergenekon medyası, Mehmet Faraç gibiler bile itiraz edemiyor. Bundan sonrası iz sürmeye kalıyor. Ancak bu da çok kolay bir şey değil. Hem iz sürülecek alan geniş; hem de Ergenekon çetesi üyeleri yıllarca bu işi, ‘köpeksiz köyde değneksiz gezmek’ biçiminde yaptıklarından son derece profesyoneller.
İşte bu noktada savcıların imdadına engin derinliğiyle sanal dünyanın “arşiv” yeteneği yetişiyor. Zira bu dünyada bırakılan hiçbir iz silinmiyor ve iyi takip yapanlar, izlerin zamanını, mekânını, geçiş yollarını ve vardığı hedefi de tespit edebiliyorlar. Savcılar da bu yoldan hareket ederek Ümraniye’de ele geçirilen 27 el bombası ile bombanın sahipleri arasındaki networku bilgisayarlardaki kayıtların yardımıyla sağlayabiliyorlar.
Bombaların sahiplerinin bilgisayarlarında yapılan incelemede “ERGENEKON REORGANİZASYON” adlı örgütün yeniden yapılandırılması çalışmalarının bulunduğu dokümanlar ele geçiriliyor. Bu dokümanların izini süren savcılar, yaptıkları her operasyonda aynı dokümanları ya da dokümanın ekleri hükmündeki belgeleri buluyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.