Kim isteyecek ve gerçekleştirecek barışı? Halka karşı icraatları ile sorumlu olan seçilmiş politikacılar mı? Yoksa yurttaşa karşı hiçbir sorumluluğu olmayan atanmış –sorumsuz- bürokratlar ve üniformalılar mı? Ya da yürek acısı içinde içi sızlayan anneler mi? Veyahut bu ülkenin sanatçıları, yazarları ve aydınları mı?
Sormamız gerekmez mi savaşın acılarından dersler çıkaran barış(ın) şarkıları nerede diye? Nerede bu kirli ve derin savaşın
Guernica’sı? Zor olan sanatçıların bu eserleri yaratması mı, yoksa yüreklerini ortaya koyamamaları mı? Aydınlar, sanatçılar, bilim insanları; dökün ortaya savaşın maliyetini ve bu savaşla neleri kaybettiğimizi gösterin bizlere. Çözümün güzelliğini ve çözümsüzlüğün problemlerini de gösterin elbette. Cesaretlendirin politikacıları sorunları çözmek konusunda. Hamaset nutuklarının kime yaradığını, akıtılan kanın kim(ler)e rant sağladığını da yazın. Barışın neşeli, savaşın hüzünlü ve kahredici senfonilerini besteleyin. Ve sonra da “yeterrrrrrrr artık” diye bağırın sazla, sözle, şiirle, tiyatroyla, belgeselle ve dizi film ile. “Güneşi Gördüm” diye Mahzun Kırmızıgül gibi haykırarak...
Bu savaş çok kirli bir savaş. Almanya’nın Polonya’ya saldırısı, Rusya’nın Prag’a girişi ya da Amerika’nın Vietnam’ı işgalinin de ötesinde bir durum bu. Binlerce yıldır birlikte yaşayan insanların evlatları birbirine kırıyor. Beyler sorumluluk alın. Yalnızca günü kurtarmaya çalışmayın.
“Vatan sana canım feda” diyen orta Anadolu’nun köylüsü, Zonguldak’ın maden işçisi, söyleyin Allah aşkına; ölen oğlunuza devlet töreni yaptıranların çocukları, neden bugüne kadar hiç ölmediler sınır karakollarında ya da maden ocaklarında? Yoksa yaşamdaki gibi ölümde de adil olmayan bir durum mu var? Ölüm için de mi fakir ve gariban seçiliyor?
Ya Kürtler, Xaleta Xezal? Kim sizi temsil ediyor ve sizin için mücadele veriyor? Emine Ayna mı? Yoksa “işler ayna çal çal oyna” mı diyor birileri? Size ne kadar benziyor sizi savunuyorum diyenler? Ne kadar samimiler acaba, Kürtçe konuşmak istediklerini söylerlerken? Ahmet Türk TBMM’de Kürtçe konuşurken, sizi temsil ediyorum diyenlerin çoğu da simültane tercümeyi dinliyordu değil mi? Murat Karayılan ve Ali Haydar Kaytan; ‘bayılıyoruz bu Türklere, Kürtlerin adına ve yerine de savaşıyorlar’ diyorlardır herhalde değil mi? Örgütün içinde Kırgızistan, Ermenistan, İran, Irak ve Suriye’den gelen Kürtler de olduğu için; ideoloji, propaganda ve hatta günlük konuşma dili bile Türkçe değil mi? Türkçe bilmeyen Xaletam, cezaevindeki oğlunla bile kendi dilinde konuşturmadılar seni.
Yazının devamını okumak için tıklayın.