“Devlet üzerimizden silindir gibi geçti. Kimimiz fiziksel acı çektik kimimiz ise işsiz filan kaldık. ...Geçmişle tabii ki, hesaplaşalım da... Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bazı kurumlarını tamamen tahrip etmekle sonuçlanacak yazı ve zekâ gösterilerine girmeyelim. ... Ahmet Altan, babasının verdiği yazarlık ödevi ‘Yanağını cama yapıştırıp evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin’ denildiğinde; ‘sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim’ demişti. Denese kesin becerir. Üstünde çalışsa yapar bunu. Ve yaparsa inanç konusunun bir türlü anlaşılamamış olduğu ve durmadan da konunun çarpıtıldığı bu ülkeye de büyük hizmet yapar.”
Yukarıya yerleştirdiğimiz uzun alıntı Serdar Turgut’un cumartesi günkü yazısından. Ahmet Altan ile Serdar Turgut’un arasına girmek gibi bir niyetimiz yok. Ancak yeni neslin yazarları olarak, Turgut’a söyleyeceklerimiz var. Bu yazıyı kaleme aldığımızdan Ahmet Altan’ın da haberi yok. Zaten onun adına da cevap vermiyoruz. İsterse kendisi usta kaleminden dökülecek iki satırlık bir cümlede bunun yanıtını verebilir. Turgut’un sözünü ettiği “geçmişin kini” nedeniyle öç almak duygusuyla hareket eden bir
Taraf portresi
Taraf’a haksızlık olur. Şimdi bunu da bir kenara bırakıp, bizim gördüğümüz ‘taraf’tan, Ahmet Altan’ın ekibiyle birlikte ne yapmaya çalıştığını anlatalım.
Bir önceki neslin üzerinden silindir gibi geçen o devlet, ezdiği insanların kanından ürettiği bir tablo gibi duvarlarımızda asılmış bir “realist tablo”ya dönüşmedi ki o tabloyu duvarımızdan kaldırınca sorunu çözmüş olalım. O devlet, ya da onun adına hareket ettiğini söyleyenler, halen birilerinin üzerinden silindir gibi geçmeye devam ediyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.