Taraf’ın haberciliğine karşı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un başlattığı tehdit çağrısına, Başbakan’ın da destek vermesi, AKP hükümeti için yeni bir süreç başlattı. Bu süreçte AKP iktidarı, tıpkı kendisinden önceki diğer iktidarlar gibi, ya yerleşik düzenin kuralları ile hareket etmeye başlayacak, “gelene ağam gidene paşam” deyip asker ne isterse onu yapacak ve siyasi ömrünü tamamlayacak ya da Başbakan’ın son çıkışını bir fırsata dönüştürüp, PKK sorununu çözen iktidar olarak tarihe geçecektir.
Bu derece iki tezat durumun Başbakan’ın, Başbuğ’a verdiği desteğin ertesinde belirginleşmiş olması biraz karışık görünebilir. İsterseniz şöyle izah edelim: Başbakan’ın medyaya karşı Genelkurmay Başkanı’na verdiği desteğin hemen ertesinde, internet sitelerinde, e-mail gruplarında ve yazarların e-maillerine gelen mesajlarda, çok net bir durum ortaya çıkmakta... Özellikle AKP’ye oy veren kesimler Başbakan’ın son çıkışından alabildiğine hoşnutsuzlar/ rahatsızlar. “Erdoğan’ı da mı kaybettik?” diyenler, “oyumuza yazık mı oldu?” diyenler, “biz bu adamın böyle olduğunu biliyorduk” diyenlerin, hemen hepsi de ortak bir çığlık ile; “Başbakan yanlış yerde mi duruyor?” diye tartışıyorlar.
Sanırız Kürtleri söylemeye bile gerek yok. Diyarbakır’da belediye başkanlığını kazanmayı hedefine koyan Erdoğan’ın, bu son çıkışından sonra, DTP’nin oylarına tavan yaptıracağından kimsenin şüphesi olmasın, İşin daha tuhafı, AKP kurmayları, 22 Temmuz sonrasında ortaya çıkan tablodan sonra, devlet eliti gözünde meşruiyetlerini sağlamak için, hep Kürt sorununu öne sürdüler. Gerek Anayasa Mahkemesi’nin AKP davasında yaptığı savunmada, gerekse MGK toplantılarında devlet elitine, “AKP olmazsa PKK iyice bölgede kök tutar” argümanını dillendirdiler. Erdoğan son çıkışıyla, kendini bir anda askerin yanında buldu. Buldu ama, askerin gözündeki meşruiyet aracı olan Kürt sorunu konusundaki ayrıcalıklı konumunu yitirme tehlikesiyle de karşı karşıya geldi. Bir diğer anlatımla, Erdoğan şimdiye kadar Diyarbakır’da ve doğuda yerel seçimleri kazanacağım iddiasıyla Ankara’da yer edinmeye çalışırken, Diyarbakır’da ve doğuda korkarız ki kaybediyor. Eğer Erdoğan tıpkı kendinden öncekiler gibi yapıp, askerin peşine takılarak Kürt sorunu çözmeye çalışırsa, post-Aktütün dönemi Erdoğan’ın siyasi kariyerinde de kendi sonunun bir başlangıcı olarak okunabilir.
Öbür yandan, bu süreç eğer iyi değerlendirilebilirse, Erdoğan’a altın tepside sunulmuş bir fırsat olarak da sonuçlandırılabilir. Şöyle ki: Terör sorununu bitirmek için Erdoğan hükümetinin, kapsamlı bir doğu planını ortaya koyması, sivil-asker arasındaki uyumu sağlaması ve uluslararası desteğin mevcudiyetine gereksinimi var. Devletin birikimi, Kürt sorunu çalışan uzmanların katkıları ile biraraya getirilebilirse, AKP kapsamlı bir çözüm planını uygulamaya koyabilir. PKK’nın bitirilmesi için uluslararası destek de mevcut. O halde buradaki tek eksiklik, asker ile sivil arasındaki güven sendromu ve karşılıklı uyum sorunudur. Erdoğan eğer stratejik davranıp, kendi tabanının taleplerine rağmen askerin yanında yer almasını/ almadığını, güvenlik bürokrasisini, PKK’ya karşı yeni, modern, insani ve hakkaniyete uygun bir yaklaşımın uygulanması konusunda yönlendirdiği/ ikna ettiği bir mecraya dönüştürebilirse, bu sürecin en kârlısı kendisi ve iktidarı olacaktır.
Her ne kadar yerel seçimlere az bir zaman kalmış olsa da, AKP kapsamlı bir açılımla başta askerî çevreleri yeni yaklaşım konusunda ikna eder, Meclis’teki DTP heyetiyle Mir Mehmet Fırat’ın başlattığı diyalog sürecini derinleştirirse, Mart 2009 dönemine kadarki süreçte, yeni bir umudun doğmasını sağlayabilir. Bu ümidi oya dönüştürüp, Güneydoğu’da 22 Temmuz’da aldığı sonucu, Mart seçimlerinde de yeniden tekrarlayabilir mi? Böylesi bir açılım, hem devlet eliti için bir umut aracı, hem de Kürtler için bir ümit olarak sorunun çözümüne katkı sağlar. Bu ise AKP’yi PKK sorununun çözümünde merkezî bir konuma yerleştirebilir. Bu da Kürt sorununun çözümünde, daha kararlı adımların atması için AKP’nin elini güçlendirecektir.
O halde, Mart 2009 yerel seçimlerine kadar Erdoğan’ın yapması gerekenler aslında alabildiğine basit. İşte bu nedenle de Başbakan küçük ama sonuç alıcı adımlar atmak zorunda değil mi? Bunlardan ilki, Başbakan’ın yapacağı demokratik açılımlarla ilgili, General İlker Başbuğ ve ekibini ikna etmesi. İkinci olarak, DTP ile olan görüşmeleri sıklaştırması. Üçüncüsü de, Barzani’yi ve ABD’yi devreye sokup PKK’yı en azından mart ayına kadar ateşkese yönlendirmesi. Son olarak da, Apo sorunsalını kalıcı bir biçimde öyle ya da böyle çözüme kavuşturması...
Başbakan, eğer askerleri operasyonları azaltmak için güvenlik bürokrasisini ikna eder ve Kurban Bayramı’nın dinamiklerini AKP lehine doğu sorunsalında kullanırsa, bu sembolik açılımlar bile, Kürtler ve Türkler arasında sonuç alma umudunun yeniden canlandırılması ve daha cesaretli adımların atılması için iyi bir başlangıç olabilir. Böylece Erdoğan, hem tabanını kaybetmeyip, tabanı tarafından hoş karşılanmayan son çıkışını izah etme olanağı bulmuş olur, hem de Kürt halkının yeniden umudu olmayı başarır
Aksi halde Başbakan Erdoğan, askerî söyleme üslup olarak çok yaklaştıkça, Kürtler arasında “doğu sorununu çözer ve artık güvenilir” bir Başbakan olmaktan uzaklaşacak ve Diyarbakır başta olmak üzere, doğuyu yerel seçimlerde kaybedecektir...
Acaba birileri bunu mu istiyordur ne dersiniz?