Bu hafta Trabzon, Samsun, Batman, Siirt ve Diyarbakır’daydık. Anadolu da demokratik açılım inanılmaz bir güzellikte. Ahmet Altan’lı
Taraf’ı da bütün Kürtler adeta taparcasına seviyorlar. İlker Başbuğ’un Trabzon’u bile, Ogün Samast’ın yanında değil, bütünüyle bizim gibi düşünenlerin yanında. Ve genelde gördüklerimizi/yaşadıklarımızı şöyle özetleyebiliriz:
Demokratik açılımı gündeme getirdiğinden beri hükümetin başına gelmedik iş kalmadı. Aslında oldukça da mesafe alındı. Diyarbakır’da Kürtçe mevlitten, cemevinden naklen yayınlara kadar neler neler oldu. Bir de azınlıklara yönelik, önyargılardan ve değişime ayak direyen bürokratlardan kurtulunsa. Açılımın Kürt ayağı da kolay yürümüyor. Hükümetin de oldukça çok açmazları var. Bir medya grubunun, her fırsatta öküz altında buzağı araması, muhalefetin hep problem yaklaşımları, TSK’nın iktidar mücadelesi ve Öcalan faktörü. Hepsi de hükümete vuruyor. Ancak bütün bu engellemelere rağmen Kürt sorunu, hiçbir zaman bu kadar acil çözülme gerekliliği ile karşı kaşıya gelmedi.
Öcalan’ın Kürt sorununun çözümünde en büyük engel olması da incelenmesi gerekli bir durum: Açın Apo Britanicaları sayfa sayfa okuyun, tabii ömrünüz yeterse buna. 40 yılını politikaya adamış, ancak kesinlikle ortalama bir zekânın zorlama yorum ve fikirlerini okursunuz. İçinde hiçbir dâhiyane, en azından orijinal olan çözümleme ve öngörünün olmadığı, her satırın egoizm koktuğu bir söylem bu. O sıralar hangi kitabı okumakta ise, ondan bolca çalıntı, tekrarlar ve kafa karışıklıkları. Kendini defalarca Marx ve Hz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.