Kazananı olmayan bir çatışma bu ve her iki taraf da yenik. Yenilen ne Kürtler, ne de Türkler. Onlar bu savaşın yalnızca kaybedenleri. Çünkü bu savaşın şartları, ‘derin’ tarafından kurgulanıyor. PKK; kendine rakip tüm Kürt önderlerini öldürdü, örgütleri de sindirdi. Sonra da dağa çıkıp, silahlı mücadeleyi başlattı. Kürt ve Türkün derin yapıları arasında, yirmi beş yıldır süren bu kaosta, ‘doğu’ yalnızca bir savaş alanı. Ve çoğunlukla savaş kurbanları da Kürtlerden ve gariban Anadolu insanı mehmetçiklerden. Köyler yağmalandı, ormanlar yakıldı. Ve binlerce Türk ve Kürt genci, birbirinin canını aldı. Kanımızca, ‘derin devlet’ kendi eliyle yaratıp, Kürt ve Türklerin başına sardığı bu belayı –bundan beslendiği için- her şeye rağmen bitirmek istemiyor.
Savaşın ikinci perdesi TBMM’de devam ediyor. Meclis’te olanlar da, en az dağdakiler kadar acımasız ve mertlikten de uzaklar. Bel altına vurmak
uyanıklık, tuzak kurmak, adam satmak, kazık atmak
beceriklilik, insanları galeyana getirmek, acılarını kullanmak ise
başarılı siyaset sayılıyor.
Politikacıların sorumsuz tutumlarının, sokağı ve dağları yeniden hareketlendirmesinden ciddi anlamda endişeleniyoruz. TBMM bu haliyle, C(M)HP sayesinde, barışın önündeki en büyük engel ve ‘derin yapı’ şimdi de bu kartı oynayarak TBMM’yi çözüm merkezi olmaktan uzaklaştırıyor. Muhalefetin tutumu ve üslubu, bilinçli bir şekilde ortamı germeye yönelik. AKP’nin başarısızlığı ile memleketin içine gireceği kaos,
C(M)HP’nin iktidar kapısını aralayacak. Tabii bu hırs, Öymen’in Dersim ile ilgili çarpık sözlerindeki gibi, bilinçaltındaki düşünceleri de hortlatıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.