Bu makalemi Diyarbakır’dan yazıyorum.
Anayasa Mahkemesi’nin askerî personelin sivil mahkemelerde yargılanmasını önlemesi tam bir hukuk çelişkisi. AB ülkelerinde, bizdeki gibi iki başlı bir yargı sistemi yok. Hatta askerî kanat, bu süreçte, sivillerin de askerî mahkemelerde yargılanması şeklinde bir genişletme bile isteyebilir. AK Parti’nin; ‘iktidar mı, yoksa muktedir mi’ olduğu da bu süreç içerisinde gözlemlenmiş olacak. Cumhurbaşkanı Gül’ün bazı bakanları da etkileyen iki büklüm olan uzlaşmacı yaklaşımı, umuyoruz ki Başbakan Erdoğan’a da bulaşmaz.
DTP’yi kapatanlar, çok kısa bir süre içinde, AKP’yi de kesinlikle kapatacaklar. Deniz Feneri ve benzer diğerleri de şu an kaynatılan birer kazan. Kanımızca, DTP’nin kapatılması hem hukuken hem de siyaseten yanlış. İspanya’daki Batasuna’nın kapatılmasında, legal ve illegal örgütün işbirliği, çok açık ve somut delillere dayanıyor. Bizde ise PKK ve DTP’nin aynı tabana hitap ettiği, Kürtler konusunda aynı politikaları savundukları ileri sürülüyor ki, bunlar kapatma için yeterli nedenler değil. Çocuğunu veya bir başka yakınını PKK’ya kaptıran insanlar, elini kaptırıp kolunu kurtaramama durumunda kalıp, siyasi olarak da DTP’nin dümen suyuna gir(ebil)iyorlar. 12 Eylül’den itibaren, oğlu dağa giden, kızı veya kardeşi tutuklanan, köylerini terk etmek zorunda kalan insanlar, kalan mal varlıklarını da, bölgedeki hukuksuzluktan kaynaklı, hâkim karşısında kışladaki asker gibi tekmil vererek söz alan, ancak hiçbir savunma yapamayan avukat çetelerine kaptırdılar ve sonra da onların kurdukları partilerin bendeleri haline geldiler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.