1. Ara sıra diplomatlardan ve askerlerle akraba olan MİT’in içinde çalışanlardan olsa da, MİT Müsteşarları hep askerlerden seçiliyor. Bir diğer anlatımla, ille de bir sivil olacaksa, ya kendi akrabaları ya da kendi tezgâhlarından geçmiş kişiler bu göreve getiriliyor.
2. Erdoğan hükümeti, aynı Menderes’in DP’sinden ilk kez milletvekili seçilenlerin nereye ve nasıl oy vereceklerini bilmediklerinde yaptığı gibi mi yapmalı? Yani İsmet İnönü’yü gözleyerek; o, oylamalarda “evet” diyorsa, “hayır”, “hayır” diyorsa da “evet” oyu mu kullanmalı? Ya da; “ulema ihtilafa düşünce, cühelaya akıl danışır, onun dediğinin tersini yapınca da isabetli olanı bulurmuş” ironik söylemine mi bakmalı? Erdoğan, muktedir olmak istiyorsa, MİT’teki askerî vesayeti kırmalı.
3. MİT’in kendi içinden seçilecek bir müsteşar, asla sivil inisiyatif bağlamında kararlar al(a)maz. Bu, MİT Müsteşar Yardımcısı başarılı hanımefendi için de geçerli. Askerî vesayetten başka bir yönetim tarzı görmemiş MİT çalışanlarından, farklı bir uygulamayı beklemek de olanaksız.
4. MİT, İngiltere ve İsrail’deki gibi yalnızca dış istihbarat mı yapmalı? Son 10 yıldır, MİT’in yapılan başarılı operasyonlarda bilgi toplaması acaba ne kadar az? DHKP-C, Devrimci Karargâh, PKK, Türk Hizbullah, İBDA-C, çakma bölücü ve çakma İslamcı örgütler konusunda MİT, neredeyse konuya hep Fransız mı kalıyor? MİT çoğunlukla statükoyu koruyan bir yapıda mı?
5. İlle de bir asker MİT müsteşarı yapılacaksa, muvazzaf birisinin yerine, emekli birisi örneğin Korg. Cahit Sarsılmaz düşünülebilir mi? Ala’nın Diyarbakır valiliği sürecinde, dönemin Emniyet Müdürü Okur ile yaşanılan sorunsallar ve bu süreçte bölgenin komutanı olan Cahit Paşa’nın demokrat ve insancıl yaklaşımları, hep Vali Ala’nın yıldızını parlattı ki, sonrasında Başbakanlık Müsteşarlığı’nın kapısı da aralandı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.