BRÜKSEL
Kürtler, Ermeniler ve Gürcülerin birlikte çalıştırdığı bir restoran var Brüksel’de. Adını eski İrani toplumların ve Kürtlerin değer verdikleri bir inancın tanrısından alıyor: Ahura Mazda.
Yolunuz düşebilir bir gün buralara, hemen söyleyeyim, restoranın adında Ahura var sadece, Mazda’yı boş yere aramayın sakın.
Brüksel’de bir öğle vakti, Ahura’da yemekteyiz. Buralarda çok sık rastlanmayacak kadar pırıl pırıl ve güneşli bir günde Brüksel Parlamentosu Başkan Yardımcısı Jan Beghin ve Derwes Ferho’yla AB-Türkiye ilişkilerini konuşuyoruz. Soframızda Ortadoğu tarih araştırmalarıyla ünlü tarihçi ve yazar Elizabeth Marescot da var. Madam Marescot yüzü hep gülen insanlardan. O kadar neşe dolu ki, onun belki de hiç ağlamadığına inanabilir insan. Fakat madam Marescot, “hayır” diyor “ben sadece insanların karşısında ağlamam.”
Marescot bana bir kitabını imzalayıp veriyor. İlginç bir adı var kitabın: “Türkiye Cumhuriyeti ve Kürt Sorunu: Trajik Bir Yüzleşme”
Madam Marescot ve Jan Beghin’e Dijwar’ın geçen yıl yayımlanan kitabının Fransızcasını imzaladıktan sonra sohbete kaldığı yerden devam ediyoruz.
Bütün değerlendirmeler dönüp dolaşıp Kürt meselesine ve hükümetin bu meselede askerleri tamamlayan politikalarına geliyor. AKP hükümetine 2002’den bu yana tam destek sunan AB çevrelerinde hayal kırıklığı yaşandığını söylüyor Jan Beghin.
Peki, Kürt meselesi konusunda daha aktif bir pozisyon için AB’de istek var mı acaba?
J. Beghin AKP’nin başarısızlıkları ve şiddet ortamı nedeniyle AB’nin politikalarında en azından yakın bir tarihte ciddi değişimlerin beklenemeyeceğini ifade ediyor.
AKP hükümetinin yürüttüğü politikaların, Avrupa’da, Sarkozy’nin güçlenmesine yol açtığını söylüyor J. Beghin. Sarkozy, bilindiği gibi, “Türkiye’yi AB’ye almak, Kürdistan meselesini Avrupa’ya taşımak demektir” diyen bir lider.
Yazının devamını okumak için tıklayın.