Milan Kundera’nın, “ölmekte olan roman sanatını tamamen yenileyen ve roman tarihini değiştiren üç büyük yapıttan biri” olarak tanımladığı Carlos Fuentes’in romanı Terra Nostra (Bizim Toprak) Türkçe yayınlanalı üç yıl oldu.
İki cilt ve 1108 sayfadan oluşan romanında, Carlos Fuentes, çağlar ve yüzyıllar boyunca reenkarnasyon geçiren kişilerinin, tarihsel süreklilik içindeki rollerini, tutkularını, aşklarını, ve yeni dünyalar keşfetmeye ve yeni bir insanlık tarihi kurmaya dair o bitmez tükenmez meraklarını anlatıyor.
Kimi zaman Mezopotamyalı bir dengbêji dinler gibi oluyorsunuz; keyif verici, abartılı ve şaşırtıcı bir destansı anlatımla baş başa kalıyorsunuz; kimi zaman, kıyametin ve tarihin başlangıç dönemlerine uzanıyor, fantastik ve gerçekdışı olana, yani düşsele başvuran yazarın sizi soluksuz bırakan doludizgin metinlerine yetişmeye çalışıyorsunuz.
Romanda, değişik zamanların ve tarihsel dönemlerin birarada bulunması (coexistence), çok zor bir iş.
Kundera’nın dediği gibi, “Romanın bütünlüğü bozulmayacak ve tarihsel sürekliliğe uyan roman kişilerinin, reenkarnasyonu belirli bir bütünlük içinde anlatılacak ve her şey, sonuçta romanı var eden bütünün bir parçası haline gelecektir.”
Edebiyat dünyasında bunu başaran yazarların sayısı çok değil.
Milan Kundera, Ölümsüzlük’te bunu yaptı; Salman Rushdie, onu ölüme mahkûm eden bir fetvayı hâlâ boynunda taşıyor olma pahasına, Şeytan Ayetleri’nde bunu denedi.
Terra Nostra ise tam bir başyapıt.
Fuentes’in kişileri, inanç sahibidirler, bir şeylere inanır ve bu inanç uğruna ömürlerini bitirir, hayatlarını bu inanç uğruna feda ederler.
En büyük doğal afetler, fırtınalar, zulümler; totaliter sistemlerin o abartılı ve korkutucu iktidar gücü, Fuentes’in her defasında yeniden dirilen ve yüzyılların ötesinden gelip tarih sahnesine yeniden çıkan kahramanlarına hiç kâr etmez.
Yazının devamını okumak için tıklayın.