Diyarbakır’da İç Kale’de çıkan insan kafatasları acaba bir halka yıllarca reva görülen bir zulmün hesabını sorabilmek için, yeni bir milat ve yıllardır adalet bekleyen, kaybedilene bir mezar hakkı isteyen mağdurlar için yeni bir umut olabilir mi?
Maalesef bu sorulara bugün için evet demek, kolay değil.
Arjantin’de Şili’de benzer bir tarih, yani toplu infazlar, gözaltında kayıplar ve binlerle ifade edilen cinayetler, ancak askerî diktatörlük koşullarında mümkün olabildi.
Türkiye’de durum epey farklı görünüyor.
Bizde faili meçhul cinayetler, köylerin boşaltılması, gözaltında kayıplar gibi sistemli olarak işlenen suçlar ve gerçekleşen ihlaller, askerî diktatörlük altında değil, 1990’lı yıllarda meydana geldi.
12 Eylül faşizminden sonra Türkiye’de halk, liberal fikirleriyle tanınan Özal’ı ve partisini, askerlerin tercihi bu olmamasına rağmen, ilk seçimlerde iktidar yapmıştı..
Yani insanların infaz edilip toplu mezarlara gömüldüğü dönem bir askerî rejim döneminden görünürde çok farklı.
Serbest seçimler 1983’te yapılmış. Parlamento açık. Siyasi partiler faal. Siyasetçiler AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer diye demeçler veriyor.
İnsanların sokak ortasında infaz edildiği bir Türkiye gerçeği ile, AB’ye girmeyi önüne stratejik bir hedef olarak koymuş bir Türkiye gerçeği yan yana duruyor..
O yıllarda halkın yüzde 70’i AB’ye girmekten yana.. Partiler bu veriyi önemsiyor ve politikalarını buna göre oluşturuyor.. AB sürecine karşı olan parti yok gibi..
Peki, aynı halk ve aynı partiler nasıl oldu da, ülkenin bir bölümünde yaşanan hakikatlere, oradan gelen ölüm haberlerine, oradan gelen yüz binlerce insanın per perişan halde gelip metropollere yerleşmesine ve bu şehirlerin varoşlarında hikâyeleriyle beraber kaybolup gitmesine ses çıkarmadı, ülkenin adeta tecrit edilmiş bir coğrafyasında olup bitenleri görmezlikten geldi, herhangi bir merak duymadı ve sustu?
Nasıl oldu da, sadece askerî rejimlerle yönetilen ülkelerde işlenmiş bu suçların benzeri olan birtakım suçlar, görünürde parlamenter demokratik sistemi olan, AB’yi talep eden ve sivil hükümetlerin yönettiği bir ülkede ve bu ölçüde mümkün olabildi?
Bu sorulara cevap bulmadan, ülke sathında artık haritalarla gösterilen toplu mezarlar gerçeğiyle yüzleşebilmek mümkün değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.