Yazdığınız yazılar için okuyucunuzdan gelen eleştirileri, tepkileri okumak çok keyif vericidir. Çünkü yazdığınız her yazının serüveni, böylelikle tamamlanıyor aslında. İşte bu yüzden, okurlar tarafından sessizlikle karşılanan yazılar beni hiç memnun etmez. Böyle bir şey, yazının serüveninde bir eksikliği bir tamamlanmamış olma durumunu ortaya koyar.
Ergenekon konusunda bu köşede on’un üstünde yazı okudunuz. Bu yüzden geçenlerde Amberin Zaman’a ‘bir tane de Ergenekon yazısı yaz’ diyen okurların bana da ‘artık Ergenekon’dan başka bir şey yaz’ deme ihtimallerinin bir hayli fazla olduğunu düşünmüyor değildim.
Ama böyle bir şey olmadı, o halde Ergenekon’u yazmaya devam edelim.
Geldiğimiz noktada Ergenekon davası için somut ve işe yarayan güçlü bir kamusal duyarlılıktan yoksun olduğumuzu düşünüyorum. Böyle bir duyarlılık için sınırlı bir takım çabalar söz konusu. Ama fiiliyat yok orta yerde. Sol bu meseleyi bir takım anlamsız tartışmaların içine hapsetti. O tartışma sola yetiyor ve solun kendine biçtiği görev bundan ibaret.
Aydınlar, sanatçılar adına yürütülen çalışmalar da kamu vicdanını rahatlatmaktan çok uzak ve bazı metinlerin altına bir imza atmaktan ibaret.
Yazık ki, geçmişle yüzleşmek için ‘Bir Daha Asla!’ başlıklı raporlar yazmaya kararlı ne Ernesto Sabatoları, ne de J. M. Coetzeleri var Türkiye’nin.
Ergenekon örgütünün esbab-ı mucibesi olarak görülen Kürt sorununun siyasal ve sosyal dinamiklerini elinde bulunduranlar arasında da Ergenekon konusunda ortak bir fikir yok.
Kararsızlıklar, tatminkâr olmaktan uzak bir takım alışılmış açıklamalar var, o kadar.
DTP savaş mağdurlarının müdahil olmasının sağlanacağını, bu konuda çalışmalar yürütüldüğünü açıkladı birçok kez.
Yazının devamını okumak için tıklayın.