Bajar Kürtçede şehir demektir. Bajari de şehirli, Bajar’dan geliyor. Gundi de köylü demek. Kendini ‘Bajari Kürt’ –Şehirli Kürt- olarak kabul edenler, gundileri pek sevmezlerdi. Çatışmalar başlayınca, her biri çok eski uygarlıklara beşiklik etmiş birçok bajar, savaş ve başka sebeplerle köylerini terk eden ve metropollere de gidecek takati olmayınca gelip buralara yerleşmek zorunda kalan gundilerle doldu. Bajarların nüfusu son yirmi yıl içinde akıl almaz ölçülerde arttı. Bajariler buna çok memnun olmasalar da olup biteni sineye çektiler ve bu yeni gelenlerle iyi geçinmeye çalıştılar.
Oysa göçler olmadan ve bajarların nüfusu bu yeni gelen gundilerin lehine değişmeden çok önceleri, bajariler, sabahın ilk saatlerinde şehre gelen gundilere yani köylülere karşı tam bir ‘Bajari birlik ve bütünlüğü’ içinde hareket ederlerdi.
Mesela, gundilerin, şehir pazarlarına getirdikleri mallarını ucuza kapatmak için özel pazarlık grupları kurulurdu. Mal da dediğin mal olsa, bir sıtıl yoğurt, bir sepet incir-üzüm, birkaç yumurta, ve bahar aylarında mis gibi kokan birkaç kilo taze peynir...
İşte bajariler gundilerin ürettiği bu malları ucuza ve hep daha ucuza kapmak için, gruplar kurar, bu gruplar iyi alıcı - kötü alıcı rolü oynar ve beş kuruşluk malı iki kuruşa düşürürlerdi.
Bu pazar yerlerinde, bajariler ve gundiler arasında anlaşmazlıklar eksik olmazdı. Anlaşmazlıklar kavgaya dönüşünce de zararlı çıkan hep gundiler olurdu. Bir bajarinin bir gundiyle kavga ettiği duyulduğunda, o gundinin başına bütün bajariler toplanır gereği yapılırdı.
Bu duruma düşmüş bir gundiyi, bir başka gundi değil, bütün bajarilerin saygı duyduğu ve hatırı sayılır, sözü dinlenir bir bajari kurtarabilirdi ancak.
İşte günlerden bir gün mesela Siirt’te diyelim, bajariler ve bir gundi arasında kavga çıkmış. Bajariler adamın başına toplanmışlar ve dövmeye başlamışlar. Adam yerlerde sürükleniyormuş, ama olayı duyan Siirtli bajariler olay yerine geliyor ve adamı dövmeye devam ediyorlarmış. Zavallı gundi, umutla etrafına bakınıp duruyormuş o anda. Acaba vicdan sahibi bir bajari çıkıp gelecek ve onu bu beladan kurtaracak mı diye.
Derken, şöyle kellifelli, nur yüzlü, beyefendi kılıklı birinin yaklaşmakta olduğunu görmüş. İşte demiş içinden, bu adam beni bunların elinden kurtarır. Gundinin başına toplanmış olanlar bu uzaktan gelen adamı görünce, durmuşlar ve saygıyla onun yaklaşmasını beklemişler.
Derken bu nur yüzlü adam topluluğa yaklaşmış ve yerde yatan gundinin başında durmuş. Gundi kurtuluşun bu adamın ağzından çıkacak bir söze bağlı olduğunu anlamış, umutla adama bakıyormuş o anda.
Olay yerine yeni gelen bajari, yerde kan revan içinde yatan gundinin haline hiç aldırmadan, şöyle demiş:
– Durumun pek iyi görünmüyor, ama sen haksızsın yabancı!.
Yazının devamını okumak için tıklayın.